okokmen - Blogcu



Başkalaşım geçiren canlıların hayat döngülerini resmetme

http://www.uniqarts.com.sg/2005_yanho4big.jpg
Başkalaşım geçiren canlıların hayat döngülerini resmetme ödevinizin için bazı linkler aşağıda sıraladım. Linklerdeki fotoğrafları yazıcıdan çıktı alarak ödevinizde kullanabilirsiniz. Umarım işinizi görür...

Başkalaşım bir diğer adı metamorfoz bazı canlıların dünyaya geldikleri andaki şekil ve yapılarının değişerek zamanla apayrı bir canlı görünümüne sahip olmalarıdır.

Örnek olarak kurbağalar, kelebek, hamamböcekleri, pireler, ev sineği, peygamber devesi, sinek kurdu verilebilir.

Başkalaşım geçiren hayvanlar ile ilgili daha çok bilgi için tıkla Başkalaşım geçiren hayvanlar

Başkalaşım geçiren hayvanlara ait resimler;










Bir arkadaş çizmiş. Sizde böyle bir çizim yapabilirsiniz.




Kenenin Hayat Döngüsü

Kenenin Hayat Döngüsü
Kenenin hayat döngüsü

KULUÇKA SÜRESİ

Ne şekilde bulaştığına göre değişir.
Kene ile bulaşmışsa 1-3 gün (en fazla 9 gün)
Enfekte doku veya kanla bulaşmışsa 5-6 gün (en fazla 13 gün)

Özellikleri

Boy: 5 mm. (yeni kan emmiş dişi 1,2 cm)
Renk: Koyu kızıl kahverengi.

 kırmızı kahverenginde yassı, oval bir parazittir. Kan emerek büyürler.keneler köpek dışında hayvanlarla insanlara da yapışıp kan emerler. Dışarıda keneler çimenlerde, çalılıklarda ve hayvan barınma yerlerinde bulunurlar ve buradan geçen hayvanlara yapışırlar. Hayvanlar vasıtası ile evlerin içine kadar gelirler. Ev içinde bir dişi çatlağa, yarığa yumurta bırakırsa bir kene hafta içerisinde yüzlercesi oluşur

Davranışları

Başta köpekler olmak üzere birçok diğer hayvan ve insan üzerinde yaşarlar. Köpeklerde, yetişkinleri kulak ve ayaklarda yaşarken, daha ufaklara sırt bölgesinde rastlanır. Doğada bitki ve otların üzerinde durup, oradan geçecek bir hayvanın üzerine atlarlar. Herhangi bir hayvan üzerinde girdikleri evlerde hızla çoğalırlar ve üzerinde beslenecek hayvan bulamazlarsa insanlara musallat olabilirler. Hiçbir şey yemeden sekiz aya kadar yaşayabilirler. İnsanlarda etkili çeşitli hastalıklar ve bakteriler taşıdıklarından, mücadele edilmeleri önem arz etmektedir.

Yaşam Alanları

Köpek ve diğer hayvanların bulunduğu, bitki örtüsü yoğun olan yerlerde yaşarlar. Üzerinde bulundukları hayvanın kanıyla beslendikten sonra, oradan ayrılarak kapı pencere kenarları ve süpürgeliklerde barınırlar.

Mücadele İpuçları  

Kenelerin evin içinde ve dışında kontrolü zahmetlidir. Mücadelenin tekrarlanması gerekebilir. Bunun için profesyonel bir servise ihtiyaç duyulur.kısmi ve ferdi mücadele başarılı olmaz .İç ve dış alanda kenelerle mücadele oldukça zordur. Ancak birkaç uygulamadan sonra elimine edilebilirler. Kedi köpek türü ev hayvanlarının veteriner kontrolünden geçirilmesi gerekir. İnsanlarda  ısırılma problemiyle karşılaşıldığında Hastahaneye Müracaaat edilmesi,mevcut mekanın ilaçlanması için profesyonel bir firmadan hizmet alınması gereklidir.

KIRMIZI ALGLERİN HAYAT DÖNGÜSÜ

http://www.kahramanmarastarim.gov.tr/subeler/kontrol/sunular/Kafes_Bal%C4%B1k%C3%A7%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1_dosyalar/slide0032_image018.jpg

-Kırmızı algler alglerin en gelişmiş bölümüdür. Genellikle filamentli veya yaprak şekilli makro alglerdir.

            -Kırmızı algler dünya denizlerinde geniş dağılım gösteren bir gruptur. Kırmızı alglerin %95 inden fazlası denizlerde yaşar.Köksü yapıları ile bentik bölgenin sert substratumlarına kendilerini tespit ederler.

            -Kırmızı algler düşük şiddetteki ışıkta da gelişebilirler. Dolayısıyla diğer alglerden farklı olarak denizlerin daha derin bölgelerinde yaşayabilirler. Ancak bazı cisler tatlı sularda da yayılış gösterebilirler.

            -Hücrelerin çoğu tek nukleusludur. Ancak bazı ordoların    –Gelidiales ve Rhodymeniales-  üyelerinin yaşlı hücrelerinde çok sayıda nukleus bulunur.

            -Bütün hücreler geniş merkezi vakuol taşırlar.

            -Basit formlarda yıldız şeklinde tek bir kromatofor ve renksiz pirenoidler bulunabilir.

            -Kırmızı alglerin çoğunun ekonomik değeri vardır.Karrageen , Agar agar ve Agar benzeri Fronagar ve Agaroid pek çok tür kırmızı algden elde edilebilir. Tıpta ve biyolojide besiyeri olarak, pasta yapımında, konservecilikte, ilaç sanayisinde kullanılırlar.


Çiçekli Bitkilerde Hayat Döngüsü

http://www.fenokulu.net/cimlaenme.jpg
Bitkilerde insanlar ve hayvanlar gibi hayat döngüsü içindedir.
Çiçekli bitkilerde tozlaşma ile başlayıp döllenme, tohum oluşumu, meyve oluşumu, çimlenme, genç bitki oluşumu, büyüme, gelişme ve olgun bitkinin oluşması ile son bulan süreye hayat döngüsü denir.
Çiçekli bitkilerde hayat döngüsü tozlaşma ile başlar.

ÖRNEKLER :
1- Kış sonu toprağa ekilen domates tohumu baharda çimlenme sonucu filizlenir ve genç bitkiyi oluşturur. Bir süre sonra bitki çiçek açar, çiçek olgunlaşır ve sarı renkli bu çiçek döllenmeye hazır hale gelir. Polenlerin tozlaşma sayesinde dişi organa taşınmasıyla döllenme gerçekleşir ve zigot oluşur. Oluşan zigot gelişerek embriyoyu oluşturur. Oluşan embriyonun etrafında besin depo edilir ve koruyucu kabuk oluşur. Bu sayede tohum (domates çekirdeği) oluşur. Tohumun oluşmasından sonra domates çiçeğinin yaprakları dökülür ve dişi organın yumurtalığı gelişerek meyveyi oluşturur. Yeşil renkli olan küçük domatesler gelişimini tamamlayarak büyür. Büyüyen yeşil renkli domates bu andan itibaren olgunlaşarak kırmızı renkli olur.

2- Bezelye bitkisinde tozlaşma ve döllenme sonucunda tohum ve meyve oluşur. Bezelye bitkisinde tohum toprağa düşer ve uygun şartlarda çimlenir. Çimlenen bezelye bitkisinin önce kökü oluşur. Ardından bitkinin gövde ve yaprakları oluşur. Kök, gövde ve yaprakları oluşan bezelye bitkisinin çiçeği oluşur ve olgunlaşan bezelye bitkisi tekrar tozlaşma yaparak döllenir ve döllenme sonucu tohum ve ardından meyve oluşur.

DENİZ ANALARININ HAYAT DÖNGÜSÜ

http://3.bp.blogspot.com/_OTbPdfpMAUo/SQ2HmY52NxI/AAAAAAAAAMQ/S3-VYNmP12Q/s400/aurelia_aurita.jpg

Deniz analarının üremeleri üzerinde yapılan en iyi çalışmalar Aurelia üzerinde yapılmıştır.

A.aurita dioiktir. Morfolojik olarak cinsiyet farklılığını ayırt etmek oldukça zordur.

 

Medüzlerinde eşeyli üreme görülür. Cinsel olgunluk genelde yaz ve sonbaharda gerçekleşir. Gonadlar gastrodermiste meydana getirilir ve gastrovasküler boşluğa yerleşirler. Erkek spermlerini ağız açıklığından suya bırakır. Sperm yüzerek dişinin açıklığından girer ve gastrovasküler boşluktaki yumurta ile birleşir. Oluşan zigot oral kollar üzerine yerleşir ve bir müddet gelişir. Oral kollar adeta bir anne gibi zigotun gelişimine zemin sağlar. Daha sonra okyanus veya denizin zeminine tutunur: Bir müddet yüzdükten sonra zemine tutunan bu silli forma Planula Larvası denir. Böylece polip form gelişmiş olur.

 

Polip formda eşeysiz üreme görülür. İlkbaharda polip form özel bir tomurcuklanma şekli olan strobilasyon ile medüzlere gelişecek Ephyra Larvası’nı verir. Strobilasyon strobila adı verilen yapıdan olgunlaşan Ephyra’nın kopup serbest-yüzer hale geçmesi ile olur. Ephyra larvası da gelişerek medüzleri oluşturur.

 

Aurelia aurita’nın polip dölünün bir çok yıl yaşamasına rağmen medüz dölü ancak 6 ay kadar yaşayabilir.

HAYVANLARDA ÜREME, BÜYÜME VE GELİŞME :Hayat Döngüsü

http://sci.ege.edu.tr/~sukatar/Aurelia%20aurita_dosyalar/image008.jpg
Doğada bulunan hayvanlar beslenme çoğalma şekli gelişim özellikleri ve yavru bakımı açısından farklılık gösterirler. Bu nedenle hayvan gruplarının hayat döngüleri birbirinden farklıdır.
Doğada yaşayan canlıların doğması büyümesi gelişmesi üremesi (çoğalması) ve ölmesini içine alan süreye hayat döngüsü denir. Hayat döngüsü üreme olayı ile başlar.
Hayvanlarda da üreme insanlar gibi döllenme olayı sayesinde gerçekleşir. Hayvanlarda erkek ve dişi üreme hücrelerinin (sperm ve yumurta hücrelerinin) çekirdeklerini birleşmesine döllenme döllenme sonucu oluşan döllenmiş yumurta hücresine zigot denir. Zigot oluştuktan sonra gelişerek embriyo denilen canlı taslağını oluşturur. Oluşan embriyoda gelişimini tamamlayarak yeni bir canlıyı oluşturur. Embriyonun büyüyerek gelişebilmesi için beslenmesi ve korunması gerekir. Bunun için embriyoya uygun bir ortam sağlanmalıdır.

KEDİNİN HAYAT DÖNGÜSÜ-FEN PERFORMANS ÖDEVİ

http://www.komikresimlerim.org/data/media/452/www.komikresimlerim.org_kedi_kediler_3.jpg

Kediler doğurarak çoğalır.

Yavru bakımı görülür.

Kediler süt, süt ürünleri, et ve et ürünleri ile beslenir.

Bir kedi ortalama 12-15 yaş arasında yaşar. Ama daha uzun yaşaması da elbette mümkündür.  

Ama bir kedinin ortalama hayat süresini 12 yıl sayar isek bu evredeki aşamaları 3’e ayırabiliriz ;

Çocukluk

Yetişkinlik

Yaşlılık

Çocukluk Dönemi

Doğumdan bir yaşa kadar süren dönemdir. 1 yaşını doldurmuş bir kediyi 12-14 yaş arasındaki bir ergen gence benzetebilirsiniz. Yani gençkızlık ya da delikanlılık dönemine girilmiştir. Yeni doğmuş bir kedi 5-6 haftalık olana dek anne sütüne muhtaçtır. Daha sonra ise annesinin korumasında sosyalleşmeye ve kedi davranışlarını öğrenmeye başlar. Şaşılacak derecede kediler annelerinden ya da yaşadıkları diğer kedilerden huy ve davranış kaparlar. Erginleşme ise erkek kediler de 6 ila 8 aylıkken, dişi kedilerde ise 4 ila 6 aylıkken gerçekleşir. Bu sebeple kısırlaştırma erginleşmenin sonunda yapılmalıdır. Ama kedinizin biraz daha büyümesini istiyorsanız kısırlaştırma kedinizi kontrolünüz altında tuttuğunuz takdirde 1-2 yaş arasında da yapılabilir. Çocukluk Dönemi, oyun ve yaramazlık dönemidir. Kediler bu dönemde oral dönem, anal dönem bir çok evre geçirirler ve her türlü organları ile çevrelerini, yaşamı tanımaya çalışırlar. Oyun içinde ısırıklar ve tırmalamalar bu evrenin vazgeçilmez aksiyonlarındandır. Bu dönemde kediler büyümek ve serpilmek için içeriği zengin yiyeceklere ihtiyaç duyarlar ve yediklerini de hızla enerjiye çevirirler. Yavru bir kedi ile oynayan yetişkin bir insan kısa sürede pes etse de yavru kedi hala oyunun devamında ısrarcı olur. Ayrıca temel aşıların da bu dönem içinde tamamlanması lazım gelir.

Yetişkinlik Dönemi

1 yaştan 6 yaşın bitimine kadarki dönemi kapsar. Artık ağırbaşlı olmanın başlangıcındayızdır. Yavaş yavaş karizma ve tarz gelişir. Çevreye kafa tutma, diğer kedilere ve insan dostlarına kendini kanıtlama da tam bu döneme denk düşer. Eskisi gibi her çağrıldığında gelmez. Kendine ait bir ajandası vardır ve bu ajanda herşeyden önceliklidir. Eğer başka kediler de varsa egemenlik savaşları yakınlardadır. Beslenme tarzı da bu dönemde yavaş yavaş değişir. Artık seçilen kuru mamalar çocuk (juniour) için değil yetişkin (adult) için olmalıdır. Çocuklara yönelik kuru mamalar lezzetleri sebebi ile yetişkin kedilerce ilgiyle karşılansa da yetişkin bir kedinin sindirimi açısından daha zor olan bu türden kuru mamalar sadece çocukluk döneminde kullanılabilir. Yetişkinlik Dönemi süresince kedilerin enerjileri eskisine oranla yavaş yavaş azalır. Oyun ve eğlence bu dönemin de yine baş tacıdır ama çocukluk dönemindeki kadar bir aktivite görülmez.

Yaşlılık Dönemi

7 yaşından itibaren kedilerin yaşlılık dönemine girdikleri kabul edilir. Bu dönemin en belirgin özelliği aktivitelerdeki hareket azalmasıdır. Ama oyun her dönem için kedilerin sevdiği bir şeydir. (Eğlence hayat boyudur.) Yaşlılık, ne yazık ki, insanoğlunda da olduğu gibi kedilerde de hastalıkların ve fiziksel sıkıntıların yavaş yavaş nüksettiği bir dönemdir. Bu sebeple düzenli doktor kontrolleri bu dönemdeki kediler için aksatılmamalıdır. Yeme alışkanlıkları da değişmeye başlar. Yaşlanma ile kediler çok seçici olurlar. Bunun bir sebebi tat ve koku alma duyularının keskinliğindeki görece azalma olduğu kadar diş ve ağız yapısının eskisine oranla daha hassas hale gelmesidir. Su kaybı bu dönem için çok önemli bir sorun teşkil edebilir. O sebeple kuru mamalar (seniour grubu) yaşlılık döneminde bir süre devam ettirilse de yavaş yavaş yaş mamalara geçilmesinde fayda vardır. Yaş mamalar içerdikleri su sebebi ile su içmek konusunda isteksiz davranan yaşlı kedilerin su ihtiyacını bir ölçüde karşılarlar. Çok iştahsızlık söz konusu olduğunda ise kedi dostlarının mutfağa girip kedilerinin tekrar iştahlarını açmak için ciğer, balık, kızarmış tavuk gibi yüksek aromalı yemekler hazırlaması gerekir. Yaşlılık, anlayış ve nezaket ister. Özellikle yaşlı kediler uyuma saatlerinde daha sessiz ve sakin ortamları tercih ederler ve günlük yaşam rutinlerine de saygı duyulmasını beklerler.

CANLILARIN HAYAT DÖNGÜSÜ(6.SINIF 1.ÜNİTE PERFORMANS ÖDEVİ)

http://img142.imageshack.us/img142/689/15672ro6ck5.jpg

İNSANIN HAYAT DÖNGÜSÜ

Döllenme=>İnsanlarda erkek üreme hücresi sperm,dişi üreme hücresi yumurta ile birleşerek bebeği oluşturur.Bu yapılardan sperm,yumurta göre daha küçüktür ve hareketlidir.

İnsanın Gelişim Evreleri=>

Bebeklik=>0-3 Yaş

Çocukluk=>3-12 Yaş

Ergenlik=>12-21 Yaş

Yetişkinlik=>21-55 Yaş

Yaşlılık=>55 Yaş ve Üzeri

 

Bebeklik=>İnsanın en küçük halidir.

Çocukluk=>Çocukluk,bebeklik ve ergenlik arasında olan dönemdir.

Ergenlik=>İnsanlarda meydana gelen “yetişkinliğe ilk adım” evresidir.

Yetişkinlik=>Kişilerin meslek seçtiği,aile kurmaya hazırlandığı veya kurduğu bir dönemdir.

Yaşlılık=>Döllenen hücre,gelişimini tamamlayıp yeni döller verdikten sonra yaşlanmaya başlar.

2009-2010 İlköğretim ve Ortaöğretim(Lise) 1.Dönem 2.Yazılıları

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 6.Sınıf İngilizce Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166568121/6sinifingilizceyazili.zip.html
2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 7.Sınıf İngilizce Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166568341/7sinifingilizce2yazili.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 8.Sınıf İngilizce Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166567499/8sinifingilizce2yazili.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 6.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166569958/Yeni_Microsoft_Word_Document__2_.doc.html 

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 7.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

 http://rapidshare.com/files/166570632/Yeni_Microsoft_Word_Document__3_.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 8.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166554646/8sintrkc1d2y.rar.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 6.Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166575843/Yeni_Microsoft_Word_Document__7_.doc.html 

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 7.Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166573096/Yeni_Microsoft_Word_Document__4_.doc.html 

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 8.Sınıf İnkılap ve Atatürkçülük Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166578034/Yeni_Microsoft_Word_Document__8_.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 6.Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166580447/6-7_1.d.2.y..doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 7.Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166580447/6-7_1.d.2.y..doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 8.Sınıf Fen Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166551332/2.s__305_nav.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 9.Sınıf Türk Edebiyatı Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166581897/Yeni_Microsoft_Word_Document__9_.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 10.Sınıf Türk Edebiyatı Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166582489/Yeni_Microsoft_Word_Document__10_.doc.html 

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 10.Sınıf Türk Edebiyatı Tarihi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://files.filefront.com/turk+edb+tarihi+11+yazi

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 5.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166415989/5sinifturkce1donem2yazili.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 5.Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166415727/5SINAVFEN-1.2.rar.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 5.Sosyal Bilgiler Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166416139/sos2.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 5.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166415876/5sinifmat1donem2yazili.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 5.Sınıf İngilizce Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166416868/ing1.dnem.2.yazl.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 6.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166568926/6.snfmatematik1.dnem2.yazl.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 7.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166552929/7.snfmatematik1.dnem2.yazl.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 8.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166553316/8.snfmatematik1.dnem2.yazl.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 6.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166552460/6.snfmatematik1.dnem2.yazl.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 4.Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166585273/4.s.1.d.2.din.y.rar.html
2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 5.Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166414795/5.snfdinkltr.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 6.Sınıf Vatandaşlık Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166574117/Yeni_Microsoft_Word_Document__5_.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 7.Sınıf Vatandaşlık Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166574470/Yeni_Microsoft_Word_Document__6_.doc.html
2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 6.Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166552637/6sinifdinyazili.zip.html
2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 7.Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166553117/7sinifdinyazili.zip.html
2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 8.Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/166586049/Yeni_Microsoft_Word_Document__11_.doc.html
2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 9.Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı
http://rapidshare.com/files/159443495/1.d.1.dinkulturu.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 4.Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166551603/4sinifsosyalyazili.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 4.Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166553761/fen_4-b1.dnem2.yazl.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 4.Sınıf İngilizce Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166553935/ingilizceyazili.zip.html

 2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 4.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

 http://rapidshare.com/files/166554175/mat1.d2.yz.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 4.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166556807/Yeni_Microsoft_Word_Document.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 4.Sınıf Trafik Güvenliği Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166588542/4s1d2trafiky.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 5.Sınıf Trafik Güvenliği Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166416584/trafik1.dnem2.yazl.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 1.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166563214/1.turkce.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 1.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166562734/1.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 1.Sınıf Hayat Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166563072/1.hayat.doc.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 2.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166564756/2snfgeneltest10kasm.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 2.Sınıf Hayat Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166564756/2snfgeneltest10kasm.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 2.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166564756/2snfgeneltest10kasm.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 3.Sınıf Matematik Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166563939/3.doalsayilar2.yazili.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 3.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166565857/trkedersi.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 3.Sınıf Hayat Bilgisi Dersi 1.Dönem 2.Yazılısı

http://rapidshare.com/files/166565412/dddddd.zip.html

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı 5.Sınıf 1.Dönem 2.Yazılıları
http://rapidshare.com/files/166567035/tum2.yaz.zip.html

6-7-8. Sınıflar 2. Yazılı

http://rapidshare.com/files/5353116/6-1-2.doc.html
http://rapidshare.com/files/5486987/7-2.doc.html
http://rapidshare.com/files/5486988/8-1-2.doc.html
 

6,7,8 birinci dönem birinci sınavları

http://rapidshare.com/files/3063705/First_exams.zip.html

6, 7, 8. Sınıflar Yazılı Soruları

http://rapidshare.com/files/10985108..._305_.zip.html

http://rapidshare.com/files/10522326...nav__.doc.html

http://www.4shared.com/file/4431479/...k_sorular.html

6. sınıf

http://www.4shared.com/file/4431368/...u_bankasi.html

2009-2010 Her Hakkı Saklıdır. Sitede yayınlanan yazılar ve bilgiler izinsiz kullanılamaz.

Sitede sunulan programları kurmadan/çalıştırmadan önce virüs taramasından geçiriniz.

Ana Sınıfı Öğretmenliğinde Son Karar

http://www.sincankocilkogretim.k12.tr/haberanaresimler/ANASINIFI.jpg

Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Genel Müdürlüğü’nün Samsun Milli Eğitim Müdürlüğüne göndermiş olduğu 28/10/2009 Tarih ve 3374 sayılı  görüş yazısında  Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi Bölümü olup lisans ve ön lisans eğitimi alan adaylar “Okul Öncesi Ücretli Öğretmeni” olarak değerlendirilebileceğini ifade etmiştir. Bu yazı ile faklı bölümlerden yüksek öğrenimi tamamlayanların ücretli öğretmen olarak görevlendirilmesi mümkündür.

Samsun Milli Eğitim Müdürlüğü bu yazıya istinaden bir duyuru yayımlayarak bu durumda olan adayların başvurusunu kabul edeceğini bildirmiştir.

Yazı İçin Tıklayınız

Edebiyat Konu Anlatımı

DİVAN EDEBİYATI  (13.-19.yy) DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ 

1.                  GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.Bu ilk beyte “matla”, son beyte ise “makta” adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine “beyt-ül gazel”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “mahlas beyti” denir. Beyitleri arasında anlam birliği bulunan gazele “yek-âhenk”, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele de “yek-âvâz” gazel denir.

2.                  KASİDE: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin en güzel beytine “beyt-ül kaside”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “taç-beyt” denir.

3.                  MESNEVİ: Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz.

Mevlânâ’nın ünlü mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur.

Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden oluşur.Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” denir. Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya, Nev’i-zâde Atâi’dir.

4.                  KITA: Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı iki beyitlik nazım biçimidir. Beyitler arasında anlam birliği bulunur. Pek çok konuda yazılabilir.

5.                  MÜSTEZAT: Gazelin özel bir biçimine denir. Uzın dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.

BENTLERDE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ

1) RUBÂİ: Dört dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan bir nazım biçimidir. Konusu daha çok dünya görüşüne ve şairin felsefi düşüncelerine yöneliktir.

Edebiyatımızda bu türün en başarılı son temsilcisi olarak Yahya Kemal gösterilmektedir.

2) TUYUĞ (TUYUK): Rubâi gibi dört dizelik bir nazım biçimidir. Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin’dir. Bu biçim yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. (Rubai, İran edebiyatından geçmedir).

BİRDEN ÇOK DÖRTLÜKLER

1)      MURABBA: Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır.

2)      ŞARKI: Genellikle aşk, içki, eğlence konularında yazılan dört dizelik nazım biçimidir. Biçim bakımından “murabba”ya benzer. Çoğunlukla bestelenmek için yazılır. Bu biçim de tuyuğ gibi yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. “Şarkı” biçiminin yaratıcısı ve en güçlü şairi Nedim’dir.

NOT: Divan edebiyatında üçlü ya da daha çok mısralı bentlerden meydana gelmiş nazım şekillerinin genel adı MUSAMMAT’tır. Yani dört dizeden oluaşn murabba, şarkı gibi biçimlerin; beş dizeden oluşan tahmis, taştir, tardiyye gibi biçimlerin ya da altı veya daha çok dizeden oluşan biçimlerin tümünün üst başlığı MUSAMMAT’tır.

TERKİB-İ BENT: Bentlerle kurulan bir nazım biçimidir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bendin son beytine “vasıta beyti” denir. Terkib-i bentte vasıta beyti her beytin sonunda değişir ve vasıta beyti mutlaka kendi içinde uyaklı olur.

Terkib-i bentlerde genellikle talihten ve hayattan şikayetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir.

TERCİ-İ BENT: Biçim bakımından terkib-i bente benzer ; ancak vasıta beyti her bendin sonunda değişmez ve aynen tekrarlanır. Konularında daha çok Tanrının gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları vardır.

DİVAN EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

  1. TEVHİT VE MÜNACÂT: Tanrının birliğini ve yüceliğini anlatan şiirlere tevhit, Tanrıya yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacât denir. Daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.
  1. NAAT: Hz. Muhammed’i övmek için yazılan şiirlere denir. Bunlar da daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.
  1. MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir. Genellikle terkib-i bent biçimiyle yazılmıştır. (Bu türün, Eski Türk Edebiyatı’ndaki adı sagu, Halk Edebiyatı’ndaki adı ise ağıttır).
  1. METHİYE: Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir. Bunlar da genellikle kaside biçiminde yazılmıştır.
  1. HİCVİYE: Bir kimseyi yermek için yazılan şiirlerdir.
  1. FAHRİYE: Şairlerin kendilerini övmek amacıyla yazdıkları şiirlerdir.

NOT: Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzerine “Nazire” denir. Bu, nazire yazan şairin diğer şaire karşı duyduğu saygı ve beğeniden ileri gelmektedir. Edebiyatımızda bu türde de pek çok ürün verilmiştir.

DİVAN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ

  1. Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir.
  2. Nazım ölçüsü “aruz”dur.
  3. Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca’dır.
  4. Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
  5. Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır.
  6. Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.
  7. Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
  8. Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.
  9. Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hakimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
  10. Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.
  11. Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır.
  12. Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir.
  13. Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir.
  14. Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır.
  15. 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.

DİVAN EDEBİYATININ ÖNEMLİ ŞAİR VE YAZARLARI

HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır.

MEVLANA : XIII.yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü tasavvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir.

ALİ ŞİR NEVÂİ: Çağatay lehçesinin en güzel örneklerini veren şair 15. yüzyılda yaşamıştır. Muhakemetü’l-Lugateyn adlı eserinde Türkçe’nin Farsça’dan daha üstün bir dil olduğunu savunmuştur. Hamsesi vardır. Anadolu dışında Türkçe şiir yazan ilk şairdir.

ŞEYHİ:15. yüzyılda yaşamıştır. “Harnâme” adlı eseri edebiyatımızda ilk fabl türü eser olarak bilinmektedir. Mesnevi alanında başarılı olmuştur.

SÜLEYMAN ÇELEBİ: 15. yüzyılda yaşamıştır. Hz. Muhammed için yazdığı Vesilet-ün-Necat (mevlit) adlı mesnevisiyle tanınmış bir şairdir. (İslam edebiyatında Hz. Muhammed’in hayatını anlatan eserlere SİYER denir).

FUZÛLİ: 16. yüzyılın en güçlü şairlerindendir. Arapça, Farsça, Türkçe divanı olan tek şairdir. Eserlerini Azeri lehçesiyle yazmıştır. Divan edebiyatının en lirik şairi olarak kabul edilmektedir. Ona göre yaşamın anlamı acı çekmekle özdeştir. Platonik bir aşk arayışı vardır. Din dışı konularda yazmakla birlikte tasavvuftan da etkilendiği bilinmektedir. Kendisine bağlanan maaşı almasında güçlük çıkaran memurları şikayet etmek için yazdığı “Şikayetnâme” adlı mektubu edebiyatımızdaki en ünlü yergilerden biridir.

Divanlarından başka bir naat olan “Su” kasidesi, Leyla vü Mecnun mesnevisi, Peygamber ailesini anlattığı Hadikat-üs-Süeda’sı Şah İsmail ile II:Bayezid’i karşılaştırdığı Beng ü Bâde’si ve tıp bilgisini sergilediği Sıhhat ve Maraz’ı en tanınmış eserleridir.

BÂKİ: 16. yüzyıl şairlerindendir. Döneminde “şairler sultanı” olarak tanınmış ve saratın bütün olanaklarından yararlanmıştır. İyi bir medrese eğitimi gördüğü bilinmektedir.

Dünya nimetlerinin hepsinden yararlanma anlayışındadır. Kanuni’nin ölümü üzerine yazdığı mersiyesi çok tanınmıştır. Divanı vardır.

NÂBİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Divan edebiyatında didaktik şiirler yazmasıyla bir yenilik olarak kabul edilmektedir. Din, töreler ve sosyal yaşamla ilgili öğütler verir.

Nâbi’nin Divan’ından başka Hayriye, Hayrâbâd adlı iki didaktik eseri, gezi notlarını içine alan Tuhfet-ül Harameyn’i ve Münşeat adlı eserleri vardır.

NEFİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Edebiyatımızdaki en ünlü kaside şairi olarak bilinir. Övgülerindeki ve yergilerindeki aşırılıklarıyla ünlüdür. Yazdığı hicviyelerindeki aşırılık boğdurulmasına neden olmuştur. Hayal gücü çok zengin olan Nefi’nin somut benzetmelerden yararlanması da belirgin bir özelliğidir. Türkçe ve Farsça divanı olan Nefi’nin ayrıca hicviyelerini topladığı Sihamı-ı Kaza adlı bir eseri de vardır.

NEDİM: 18.yüzyıl şairlerinden olan Nedim, Lale Devri’nin şairi olarak bilinir. Eserlerinde aşk, içki, zevk ve sefayı işler. “Mahallileşme akımı”nın önderi olan şairin Halk edebiyatından da etkilendiği bilinmektedir. Şiirlerinde halkın ağzından alınma deyimler olduğu gibi, halkın konuşma diline de oldukça yaklaşmıştır. Samimi ve içten bir söyleyişi olan Nedim, şarkılarıyla tanınmıştır. Divan şiirindeki klişeleri (mazmunları) bir ölçüde yıkmış olan şairin Divan’ı vardır.

ŞEYH GALİP: Divan edebiyatının 18.yüzyılda yaşamış son büyük şairidir. Galatasaray Mevlevihanesinde şeyhlik yapmıştır. Nabi’nin “Hayrâbâd”ına nazire olarak ve Mevlânâ’nın mesnevisinden etkilenerek yazdığı “Hüsn-ü Aşk” adlı meşhur mesnevisinde, tasvvuf konusundaki düşüncelerini ortaya koyar. Bu eserinde allegorik (sembolik) bir anlatım kullanan şair hayal gücünden ve masal ögelerinden de yararlanmıştır.

EVLİYA ÇELEBİ: (17.yy) Edebiyatımızda gezi türünün ilk örneklerini veren yazar, usta bir gözlemcidir. Elli yıllık bir süre içinde gezdiği yerleri konuşma diline yakın bir dille anlatmıştır. Anlatımında abartılı olmakla birlikte, Divan nesrinin kalıplarını da kırmıştır. 10 ciltlik “Seyahatnâme” adlı eseri çok tanınmıştır.

NOT: Divan edebiyatının nesir yazarı olarak tanınan diğer önemli yazarları şunlardır:

SİNAN PAŞA: (15.yy) Tazarrunâme adlı süslü nesri ile tanınır.

MERCİMEK AHMET: (15.yy) Farsça’dan çevirdiği Kabusnâme adlı eseriyle tanınır.

NAİMÂ: (17.yy) Kendi adıyla anılan (“Naima Tarihi”) adlı tarih eserinin yazarıdır.

KATİP ÇELEBİ: (17.yy) Batılıların Hacı Kalfa dedikleri yazar ve düşünürdür. Arapça, Farsça, Fransızca, Latine bilen yazarın tarih, coğrafya, matematik konularında yazılmış eserleri vardır.

TÜRKÇENİN TARİHİ GELİŞİMİ

Türk dilinin oluşumunu yedi aşamada tamamladığı görüşü yaygındır:

Altay Çağı: Türkçe, Altay çağında, henüz ayrı bir dil niteliğini kazanmamıştır. Moğolca ve öteki akraba dillerle birlikte, bir Ana-Altayca içinde bulunmaktadır.

En Eski Türkçe Çağı: En eski Türkçe çağında, Türkçenin Ana-Altaycadan ayrıldığı düşünülmektedir. Böylece, Türk, Moğol, Mançu-Tunguz hatta Kore ve Japon dilleri ortaya çıkmıştır.

İlk Türkçe Çağı: İlk Türkçe çağındaysa Türkçe artık gelişmiş, diğer akraba dillerden ayrılmış bir dildir. Hunların konuştuğu Türkçe bu çağda kendini göstermiştir.

Eski Türkçe Devresi: Bu devre başlangıçtan 10. yüzyıla kadar olan zamanı kapsamaktadır. Bu devrenin bilinen ilk metinleri 8. asırda dikilmiş olan Orhun Anıtları’dır. Orhun Anıtları’nda Göktürk alfabesi kullanılmıştır. Anıtlarda mükemmel ve işlenmiş bir dille karşılaşıyoruz. Bu ise, Türk yazı dilinin daha eski devirlerde meydana gelmiş olduğunu göstermektedir. Elimizde belgeler bulunmadığı için bu hususta fazla bir şey söyleyemiyoruz.

Eski Türkçeden daha gerisi karanlık devirdir. Burada dilimiz Çuvaşça ve Yakutça ile buluşur. Çok daha geride de Türkçe, mensup olduğu öteki Altay dilleri ile, yani Moğolca ve Mançuca ile birleşir.

En eski yazılı kaynaklarımız olan Orhun Anıtları’nda Bilge Kağan’ın, kardeşi Kül Tigin’le beraber Çinlilere karşı yaptıkları savaşlar ve Türk milletinin bütünlüğünü sağlamak için verdikleri mücadeleler anlatılır. Anıtlarda kuvvetli bir hitabet üslubu dikkati çekmektedir. Orhun Anıtlarının yazarları Vezir Tonyukuk ile Yolluğ Tigin’dir. Eldeki belgelere göre bunlar Türklerin en eski yazarlarıdır.

Eski Türkçe döneminin Göktürk Anıtları’ndan sonraki yazılı ürünleri Uygur Türkçesi eserleridir. Uygur Türkleri Soğd yazısını ve Mani ile Buda dinlerini kabul etmişlerdir. Bu dönemde verilen eserlerin tamamı Mani ve Buda dinleriyle ilgilidir. Büyük bir kısmı Turfan kazılarında ele geçen bu eserlerin başta gelenleri Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek’tir. Bu eserlerde Buda’nın hayatı, Buda dininin esasları anlatılmış, bazı dualara yer verilmiştir.

Demek ki, Eski Türkçe Devresi kendi arasında Göktürk Türkçesi ve Uygur Türkçesi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Orta Türkçe Devresi: Bu devre 10. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar olan zamanı içine almaktadır. Bütün Türkler bu dönemde Karahanlı Türkçesini kullanmışlardır. Tabii ki bunu yazı dili için söylüyoruz. Bu devrede gerek Türk dilinde gerekse Türk kültüründe önemli değişmeler olmuştur. İslamiyet resmen kabul edilmiş ve alfabe olarak Arap harfleri alınmıştır.

Orta Türkçenin ilk yıllarına ait olan Kutadgu bilig, Divanü Lügat-it Türk ve Atabet-ül Hakayık adlı eserler Ilk İslami Türk eserleri olarak bilinmektedir.

Kutabgu Bilig, Yusuf Has Hacip tarafından 1069 yılında tamamlanmış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur. Eserin adı “Kutlu Olma Bilgisi” şeklinde günümüz Türkcesine aktarılabilir. Kutabgu Bilig, devleti idare edenlerin nasıl davranmaları gerektiğini, halkın ideal bir devlet tarafından nasıl mutlu edilebileceğini, insanların toplum içerisindeki görev ve sorumluluklarının neler olduğunu anlatan dini, ahlaki ve sosyal görüşlerin ağır bastığı manzum bir eserdir ve 6645 beyitten oluşmaktadır. Dil ve kültür tarihi bakımından çok önemli bir kitaptır.

11. yüzyılda yazılmış olan eserlerden birisi de Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügat-it Türk adlı eseridir. Kaşgarlı Mahmut bu eserini Araplara Türkçe öğretmek amacıyla kaleme almıştır. Aslında bir lügat olan Divanü Lügat-it Türk’te örnek olarak verilen halk şiirleri, atasözleri, deyimler dil ve kültür tarihimiz bakımından son derece önemlidir. Kaşgarlı Mahmut aynı zamanda ilk Türk dili bilginidir. Eserini “Türk dili ile Arap dilinin at başı yürüdükleri bilinsin” diye yazdığını söylemektedir. “Türk dilini öğreniniz, çünkü onların uzun sürecek bir saltanatı olacaktır” hadisini zikreder Kaşgarlı, ilk Türkçü yazarlarımızdandır.

12. yüzyılın başında meydana getirildiği sanılan Atabet-ül Hakayık, Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. Öğretici mahiyette dini-ahlakî bir eserdir. Edip Ahmet, dinin faziletlerinden, ilimden, cimrilikten, cömertlikten vb. bahsetmiştir. Eser dörtlükler halinde düzenlenmiştir.

Yeni Türkçe Devresi: Bu devre 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar olan zamanı ihtiva etmektedir. 13. yüzyılın sonlarına doğru Doğu ve Batı Türkleri arasında yeni ve birbirinden farklı yazı dilleri meydana gelmeye başlamıştır. Doğu Türkçesi, Eski Türkçenin ve Karahanlı Türkçesinin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Doğu Türkçesi, Orta Asya müşterek Türkçesi demektir. Batı Türkçesi iki koldan gelişmiştir. Bunlar Osmanlı ve Azeri Türkçeleridir. Bunlar arasındaki fark 15. yüzyılın sonlarında görülmüştür.

Doğu Türkçesinin bir de Kuzey kolu bulunmaktadır. 15. yüzyıla kadar devam etmiş olan bu dile Kıpçak Türkçesi diyoruz. Kıpçak Türkçesi eserlerine Kuzey Afrika’da ve Mısır’da rastlanmaktadır. Daha sonra Kıpçak Türkçesi Oguz Türkçesi ile birleşmiştir.

Eski Türkçenin devamı durumunda olan Doğu Türkçesi, 15. yüzyıldan itibaren Çağatay Türkçesi diye de adlandırılmıştır. Bu yazı dili 15. yüzyılda Ali Şir Nevai tarafından kurulmuş ve geliştirilmiştir. 16. yüzyılda Babür Şah, Çağatay Türkçesinin en önemli temsilcisi olmuştur.Çağatay Türkçesinin yerinde bugün Özbek Türkçesi bulunmaktadır.

Modern Türkçe Devresi: Bu devre 20. yüzyılı kapsamaktadır. 20. yüzyılda önemli yazı dilleri olarak Türkiye Türkçesi , Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Kazak Türkçesi vb. görüyoruz.

BATI TÜRKÇESİNİN GELİŞİMİ

Batı Türkçesi kendi içerisinde üç devreye ayrılır:

1. Eski Anadolu Türkçesi: Batı Türkçesinin ilk devresidir. 13-15. yüzyılları içine alır. Eski Türkçenin özelliklerini taşır. Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir. Eski Anadolu Türkçesinde henüz Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar fazla değildir.

2. Osmanlı Türkçesi: Batı Türkçesinin ikinci devresidir ve 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar olan zamanı kapsar. Bu dönemde Eski Türkçenin izleri kaybolmuştur. Azeri Türkçesi bu dönemde ayrılır. Arapça ve Farsçanın tesiri fazladır. Osmanlı Türkçesi tam beş asır imparatorluğun yazı dili olarak varlığını korumuştur. Batı medeniyetinin getirdiği ihtiyaçları Osmanlıcanın zengin vasıtalarıyla karşılamaya çalışan ve bir hayli başarılı olan bir dil, fakat yine sınıf dili kalıbı içinde ve bu yüzyılın gerektirdiği millet dili olmak imkânından mahrumdur. Osmanlıca bir yana, bu devirler boyunca konuşulan Türkçe sınırlı ölçüde yabancı kelimelerle de genişleyerek gelişmiş ve geleceğin yazı dili olmaya hazırlanmıştır. Dil tarihimizin dikkate değer özelliklerinden biri de şudur ki geçmişin derinliklerinden gelen sözlü halk edebiyatı bizde devam etmiş, halk destan ve hikâyeleri, halk şiiri erkenden az çok yazıya geçmiş ve bunun yanı başında halk için bazı kitaplar da yazılmıştır.

3. Türkiye Türkçesi: İkinci meşrutiyetten başlayıp günümüze kadar devam eden devredir. Millî edebiyat akımının mahsulü sayılan terkipsiz Türkçedir. Arapça ve Farsça kelimeler gittikçe azalmaktadır. Buna karşılık İngilizce kelimeler dilimize süratle girmekte ve yerleşmektedir. Yeni Türkçe Türkiye’de milliyetçilik akımının mahsulü olup Osmanlı yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak, daha doğrusu konuşma dilinden yeni bir yazı dili oluşturmak hamlesiyle meydana gelmiştir. Bu yüzyılın başı bütün Türkçe konuşan ulusların ve akrabalarının da kendi lehçelerine dönerek yeni yazı dilleri oluşturma çabalarına tanık olmuştur.

Bizde ilk Türkçülerle başlayan sadeleşme hareketi kısa zamanda gündelik ve edebiyat yazı dillerini aydınların konuşması ölçüsünde sadeleştirdi. Sonra yeni alfabenin uygulanması ve Atatürk’ün teşvikleri daha derinden bir millîleşme hareketine yol açtı. Burada Yeni Türkçe bilgin ve teknik dillerini de kendi yapısından karşılamak ve yaratmak meselesi ile karşılaştı ve o yolda da cesaretli adımlar attı.

Dilimiz bağımsız bir medeniyet dili olmak davasında ve hızlı bir gelişme çağındadır. Ancak bu arada millî kaynakların yer yer akılsızca kötüye kullanılması millî dile güven duygusunu sarsmakta ve Batı dillerinin daha geniş ölçüde istilasına yol açmaktadır. Yeni Türkçe inançlı, ciddi ve uzun süreli çalışmalara muhtaçtır.

Baskokov, Türk dilini, Volga Bulgarlarının konuştuğu Türkçeden başlayarak, aşağıdaki gibi dallandırmaktadır:

TÜRK DİLİNİN DOĞU HUN DALI

UYGUR ÖBEĞİ
KIRGIZ-KIPÇAK ÖBEĞİ

1. Uygur-Tukyu bölümü:

Eskiler: Orhon Anıtlarının

Eski Oğuz Dil

Eski Uygur Dili

Bugünküler: Tuva (Urenhay, Soyot, Soyon),

Karagas (Tofa)

Bugünküler: Kırgız, Altay (Altay, Teleüt, Telengit ağızları)

2. Yakut bölümü:

Bugünküler: Yakut(Dolgan ile birlikte)

3. Hakas bölümü:

Bugünküler: Hakas, Kamas, Küerik, Şor, Altay Dilinin Kuzey ağızları (Tuba, Şalkandu, kumandı), Sarı Uygur.

TÜRKÇENİN BUGÜNKÜ DURUMU VE YAYILMA ALANLARI

Türkler dünya üzeride çok geniş bir yer kaplar. Doğuda Moğolistan ve Çin içlerinde batıda Yugoslavya içlerine; kuzeyde Sibirya’dan ve Moskova yakınlarındaki Kazan şehrinden , güneyde Bağdat, Lübnan sınırı ve Kıbrıs içlerine kadar uzanan büyük ve geniş çoğrafyaya yayılmışlardır. 20-90 doğu boylamları ile 33-65 kuzey enlemleri arasında yer alan bu coğrafya, kuş uçuşu,doğudan batıya yedi bin, kuzeyden güneye üç bin kilometrelik bir alanı içine alır. Bu alandaki şu devletler içerisinde Türkler yaşamakta ve Türkçe konuşulup yazılmaktadır: Çin, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azarbeycan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Makedonya, Romanya, Polonya, Ukrayna, Moldovya.

Bütün bu geniş coğrafya içerisinde Türkçemizin pek çok lehçe ve şivesi bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Türk dilinin lehçeleri:

1. Çuvaşça

2. Yakutça

Türk dilinin şiveleri:

a. Sibirya ve Altay sahası:

1. Karagas

2. Soyan

3. İrtiş ve Tobol

4. Altay

5. Telengit

6. Teleüt

7. Tuba

8. Kumandı

9. Llebed

10. Sagay

11. Beltir

12. Kaç

13. Koybal

14. Kızıl

15. Şor

16. Kamasin

17. Çalım ve Çat

b. Doğu Türkistan sahası:

18. Uygur

19. Sarı Uygur

20. Tarançi

c. Batı Türkistan sahası:

21. Karakalpak

22. Özbek

23. Kırgız

24. Kazak

25. Türkmen

d. Kafkas ve İran sahası:

26. Nogay

27. Kundur

28. Karaçay

29. Balkar

30. Kumuk

31. Azeri

32. Kaşkay

33. Afşar

34. Kacar

35. Şahseven

36. Karadağlı

37. Hamse

38. Halaç

39. Kengerlu

40. Horasani

41. Karayi

42. Karaçorlu

43. Karapapak

e. Kuzey ve Batı sahası (Urallardan Balkanlar ve Akdeniz’e):

44. Kazan, Tatar

45. Atrahan

46. Başuırt

47. Kırım

48. Karayim

49. Gagavuz

50. Türkiye, Oğuz

TÜRKLERİN TARİH BOYUNCA KULLANDIKLARI YAZILAR

Bilindiği gibi, Türklerin M.Ö.ki yüzyıllarda da çeşitli yazılarla karşılaştığı, bunlardan yararlandığı, hatta özgün bir Türk yazısı geliştirdiği kuşkusuzdur. Ne var ki, M.Ö.ki çağlara ait bilgilerin yeni buluntularla pekiştirilmesi gerekmektedir.

Türklerin M.S.ki yüzyıllarda kullandığı kesin olarak bilinen belli başlı yazılar şunlardır:

1- Göktürk yazısı,

2- Uygur yazısı,

3- Mani yazısı,

4- Soğd yazısı,

5- Çin yazısı,

6- Tibet yazısı,

7- Süryani-nasturi yazısı,

8- Brahmi yazısı,

9- Pass-pa yazısı,

10- Peçenek yazısı,

11- Kuman yazısı,

12- İbrani yazısı,

13- Yunan yazısı,

14- Ermeni yazısı,

15- İslav yazısı,

16- Latin-iİslav yazısı,

17- Arap yazısı,

18- Yeni Türk yazısı.

KONUŞMA DİLİ, YAZI DİLİ

Bir dilin iki cephesi vardır: Biri, insanların karşı karşıya geldikleri zaman sesli olarak görüşürken, yani konuşurken kullandıkları “konuşma dili”, öteki yazıda kullanılan dildir. Buna “yazı dili” veya “kültür dili” de denilmektedir. Kültür dili bir memleketin kültür merkezi olarak gelişen yerleşim biriminin dilidir.

Bir dilin yazısı çoğu zaman lehçelerinden veya ağızlarından birine göre, yazı lehçesine göre şekillenir. Yazılan dil ise din, edebiyat ve ilim adamları tarafından işlenerek zenginleşir ve konuşma dilinden az çok farklılaşır. Bizim yazı lehçemiz Batı Türk Dili’nin Anadolu lehçesidir. Yeni Türkçede ses özellikleri ve çekim yönlerinden İstanbul ağzı esas sayılır.

Bir milletin bütün aydınları yazı dilini bilirler ve yazı lehçesini konuşurlar. Yazı dili lehçe ve ağızların alabildiğine farklılaşmasını önler. Hepsinin zenginliklerinden faydalandığı gibi onları ortak bir kaynaktan zenginleştirir. Dil millî birliğin çimentosudur. Ayni dili konuşan insan toplulukları bir millet sayılırlar ve hemen her zaman ayrı, bağımsız bir devlet kurmuş bulunurlar.

Bir dil kendi içerisinde birtakım alt kollara ayrılır. Böylece bir dil sahası içerisinde lehçeler, ağızlar ve argolar meydana gelir.

Lehçeler, bir dilin bilinmeyen, çok eski dönemlerinde ayrılmış kollarına denir. Başka bir deyişle, bir dilin birbirinden uzak bölgelerde, çeşitli nedenlerle, ses, söz dizimi ve söz varlığı bakımından değişikliğe uğramış biçimine lehçe (Alm: Dialekt; Fr: dialecte; İng: dialect) denir. Tanımalardan da anlaşılacağı gibi, ‘ağız’da genellikle ses ve söyleyiş farklılığı varken, lehçede ses ve söyleyiş farklılığıyla birlikte, dilin yapısı (söz dizimi) ve söz varlığı da değişmektedir. O kadar ki, bu farklılıklar zamanla lehçelerin birer dil olmasına bile yol açmaktadır. Söz gelimi, Latincenin çeşitli lehçeleri arasındaki farklılık zamanla o kadar büyümüştür ki, sonunda Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Rumence gibi diller ortaya çıkmıştır.

Adriyatik Denizi’nden Çin Denizi’ne kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada yaşayan Türkçe de birçok lehçelere ayrılmıştır: Batı Türkçesinin Anadolu, Azerî, Türkmen lehçeleri gibi ve Özbek lehçesi, Kazak lehçesi, Kırgız lehçesi…

Lehçenin ayrı bir dile dönüşmesi olayına Türk dilinde de rastlanmaktadır. Yaşayan Türk lehçelerinden ikisi, bugün artık birer dile dönüşmüştür. Bunlardan biri, Sibirya’da Lena Nehri’nin iki yanında yaşayan Yakut Türklerinin konuştuğu Yakutça diğeri ise, Orta Volga bölgesinde Kama Irmağı’nın Volga’ya kavuştuğu yerde yaşayan Çuvaş Türklerinin dili olan Çuvaşçadır.

Bir dilin lehçeleri arasındaki bağı ya da farklılıkları en iyi lehçeler sözlüğü ortaya koyar. Örneğin, W. Radloff’un “Türk Lehçeler Sözlüğü” bu nitelikte bir sözlüktür.

Hüseyin Kâzım’ın “Büyük Türk Lugatı” da bu alanda hazırlanmış büyük bir eserdir.

Türk lehçeleri hakkında ilk bilgileri veren eserse Kaşgarlı Mahmut’un ölümsüz eseri “Divanü Lugat-it Türk” ’tür.

Ağız ise bir dilin en yeni zamanda ayrılmış küçük bölge kollarıdır. Başka bir tanımla, bir dilde ya da bu dilin bir lehçesinde yazı diline oranla ortaya çıkan farklı söyleyiş biçimine ağız (Alm: Mundart, lokalsprache, sondersprache; Fr: parler, patois; İng: local language, vocational slang; Osm: Şive ) denir. “Geliyorum” kelimesinin çeşitli Anadolu ağızlarında geliyom, gelirem, geliyem şeklinde söylenmesi gibi. Anadolu lehçesinin Rumeli, Karaman, Aydın, Harput v.b.

Ağız, bölge, çevre farklılıklarından ortaya çıkabildiği gibi, meslek ve öğrenim farklılıklarından da kaynaklanabilmektedir.

Denizli ağzıyla Edirne ağzı bölge farklılığından; köylü diliyle kentli dili, işçi diliyle memur dili arasındaki fark da çevre, meslek ve eğitim farklılığından doğmuştur.

Çevre, meslek ve eğitim farklılıklarından doğan değişik söyleyiş biçimine ağız yerine şive adı verildiği de görülmektedir. Ancak, bütün dilbilgisi terimleri sözlüklerinde ağız teriminin Osmanlıca karşılığı olarak şive sözcüğü gösterilmektedir. Dilbilim alanında yazılan eserlerde de artık ağız terimi Arapça şive sözcüğünün yerine kullanılmaktadır.

Bu duruma göre Çuvaş ve Yakut Türkçeleri dilimizin lehçeleri: Kırgız Türkçesi, Azeri Türkçesi, Oğuz Türkçesi, Özbek Türkçesi… , ağızları da: Karadeniz, Konya, Ege İstanbul, Kastamonu, Ankara…

Her ülkede böyle lehçe, ağız (şive) bulunabilir. Fakat o ülkede belli bir yazı dili vardır. Yazı dili için ağızlardan birisi esas alınır. Mesela Türkiye’de İstanbul ağzı yazı dilimizin temelini oluşturmuştur.

Argo, belli bir kesimin, genellikle de belli bir meslekten olan kişilerin kendi aralarında oluşturup konuştukları, bu nedenle ortak dili konuşan diğer insanların anlayamadığı özel dile argo (Alm: Argot, gaunesprache; Fr: argot; Ing: slang) adı verilir.

Yapı bakımından içinden çıktığı ortak dilden farklı olmayan argo da, her dil gibi, sürekli olarak değişir, gelişir. Kimi sözcükleri ölür, toplumsal gelişmelere göre yeni sözcükler kazanır.

Argo terimi, eskiden, daha çok kaba dil karşılığı olarak külhanbeyi, ayak takımı ağzı için kullanılırdı. Bu anlayış büyük ölçüde değişmiştir. Bugün, külhanbeyi, hırsız, denizci, şoför argosu yanında esnaf, sanatçı argoları da ortaya çıkmıştır.

Argo sözcükler, ortak dilin ya da bir yabancı dilin sözcüklerine özel anlamlar yükleyerek, yabancı dilden alınan bazı sözcüklerin yapısını bilinçli olarak bozarak elde edilir.

Argo, sanıldığının tersine, anlam değişiminin güçlü olduğu, nükteli, etkili bir dildir. O kadar ki, argo sözcükler, öbekler, zamanla ortak dilin söz varlığına da girer, ulusça kullanılır. Örneğin, dümen (hile, dolap), dümen yapmak, yelkenleri suya indirmek, dikine tıraş (yalanlarla dolu gevezelik), palavra (uydurma söz ya da haber; uzun ve boş konuşma), omuzlamak (alıp götürmek), yuvarlamak (bir şey yemek), boşlamak (vazgeçmek, peşini bırakmak), kırmak (okuldan kaçmak), inek (çok çalışkan olmak) gibi sözcük ve öbekler argodan anadilimize geçmiştir.

DİLBİLGİSİ

Dil aslında sosyal bir kurum olmakla birlikte çok karmaşık bir olgudur. Kişiye ait bir meleke olması bakımından ruhî, konuşma aygıtından gelmesi sebebiyle fizyolojik ve bir ses olayı olmakla fizikî yönleri vardır. Bu sebeple zamanımızda türlü yönlerden ve farklı maksatlarla incelenen bir konu olmuştur. Böylece dilbilgileri (sciences linguistiques) çok dallanmıştır.

Eski Yunanlılar ve Eski Hintlilerden beri insanlar doğru yazıp okumak amacı ile dillerinin bağlı olduğu kuralları tespit etmeye çalışmışlardır. Bu kuralların meydana getirdiği bilgi koluna gramer, dilbilgisi (grammaire) denmiştir. Zamanla bütün yazı dillerinin ve eski medeniyet dillerinin gramerleri yapılmıştır. Bunun gibi her dilin kelime dağarcığı toplanarak lûgat kitapları, sözlükler (dictionnaire) meydana getirilmiştir. Araplarda lugat bilgisi (lexicographie) büyük önem kazanmıştır.

Öğretimlik (classique) tarifine göre pratik bir bilim kolu olan gramer bize bir dilin doğru yazılıp okunması ve doğru konuşulması usullerini gösterir. Dili iyi kullanma (bon usage) sanatını öğretir. Düşünce ve duyguları daha düzgün ve tam olarak anlamamıza ve anlatmamıza yardım eder. Gramer bilgisi sayesinde daha doğru, daha mükemmel düşünmeye de alışırız. Bu bilgi dil düzeninin koruyucusudur.

Fakat gramerin bu tarifi ancak onun eski zamanlardaki amacına uygun düşer. Çünkü onun o zaman konusu hemen tamamiyle yazı dili, yani bir kalem ve göz dili (langage visuel) olmuştur. O gramer bu geleneğin doğruluğunu, bütünlüğünü ve bir dereceye kadar değişmezliğini savunur. Yeni zamanlarda ise bu gramer anlayışı bir hayli değişmiştir.

XVIII. yüzyıla kadar filozoflar dili, şekilci mantığın sözlü şekli saymışlar ve onu düşüncenin değişmez kanunlarına bağlı görmüşlerdir. Buna göre gramerci sadece dilin değil, aklın da temsilcisi oluyordu. Ancak XIX. yüzyıl başlarından bu yana dilin tarih boyunca gelişen sosyal bir kurum olduğu görülmüş ve müspet ilimlerin ilerlemesi oranında da onun kendi şartlarına ve kanunlarına bağlı canlı bir organizma olduğu anlaşılmıştır. O zaman yaşayan dili, ağız ve kulak dili (langage auditif ) konu olarak ele alıp her türlü doğruluk ve düzenleme iddiasından uzak kalarak inceleyen bir ilim kolu meydana gelmiştir: diller bilgisi (dilbilim) (linguistique) . Bu bilgi kolu dilin oluşma ve gelişmesindeki kanunları, dil kanunları (loi linguistique) ortaya koymuştur.

Diller bilgisi grameri lüzumsuz hale getirmiş olmadı. Fakat onu derinden etkiledi. Modern gramer herşeyden önce yaşayan dilin gerçek durumu, az çok geçmişi ve gelişme yönleri hakkında bilgiler vermeyi üzerine aldı. Diller bilgisinin getirdiği ilmî tariflere ve tasniflere, müspet ilimlerin metotlarına uydu. Bir ayarlayıcı bilgi olmak işleyişini korumakla birlikte eski fetvacılığını bıraktı.

Çözümlü (analytique) usulle yazılmış ayarlayıcı gramer (grammaire normative) dili meydana getiren unsurlara, sırası ile seslere, kelimelere ve sözlere göre bölümlenir. Buna göre :

1. Sesbilgisi (Alm: phonetic; Fr: phonétique; İng: phonetics), bir dilin sesleriyle bu seslerin sözcük içinde sıralanış biçimlerini, uğradıkları değişiklikleri ve vurgu, titrem (ton), titremleme gibi ses olayarlarını inceleyen dilbilgisi dalına denir .

2. Yapıbilgisi (sözcük bilgisi, biçim bilgisi) (morphologie),sözcüklerin yapılarını, tümce içinde sıralanışlarını, türlerini (ad,önad, eylem..) inceleyen dilbilgisi dalına denir.

3. Sözdizimi (tümce bilgisi) (Alm: syntax; Fr: syntaxe; İng: syntax) sözcüklerin öbekler ve tümceler biçiminde dizilişini, tümce yapısını ve tümce türlerini inceleyen dilbilgisi dalına denir.

4. Anlambilgisi (Alm: semantic; Fr: sémantique; İng: semantics), sözcüklerin anlamlarını, dilin bütün birimlerinin birbiriyle ilişkilerini ve bunların anlam üzerindeki etkilerini; eş anlamlılık, zıt anlamlılık, çok anlamlılık, anlam iyileşmesi, anlam kötüleşmesi, anlam daralması, anlam genişlemesi gibi anlam olaylarını inceleyen dilbilgisi dalına denir.

Yine oldukça eski bir geleneği olan dil bilgilerinden biri metinbilgisi (geleneksel dilbilgisi) (philologie)’dir. Din ve medeniyet dillerinin yetirdiği ve bıraktığı her türlü yazılı eserlerin incelenmesi ve açıklanması eskiden beri ayrı bir çalışma alanı olmuştur. Metin bilgisi bunlarla metin onarımı (restitution de texte), ve metin tenkidi (critique de texte) metin açıklaması (commentaire), dil özellikleri ve edebiyat tarihi (histoire de la litterature) yönlerinden uğraşır. Denebilir ki metin bilgisi yeni zamanlarda gelişen çeşitli dil bilgisi dallarının anası olmuştur.

XIX. yüzyıl başlarında birtakım diller arasında akrabalıklar tespit edilmiş ve dünya dilleri ailelere bölünmeye başlamıştır. Bu keşifler o zamana kadar tek tek incelenen dillerin karşılaştırılmasına yol açmıştır. Böylece aynı anadilden gelen dilleri, yahut bir dilin lehçelerini karşılaştırıp inceleyen eserler yazılmıştır ki bu bilgi koluna karşılaştırmalı gramer (Alm: vergleichende Grammatik; Fr: grammaire compare; İng: comparative grammar) denmiştir. Belli bir dilin tarihi lehçelerini karşılaştırıp inceleyen gramer çeşidine ise tarihi gramer (Alm: historiche Grammatik; Fr. grammaire historique; İng: historical grammar) adı verilmiştir.

Bunlara karşılık bir dilin veya lehçenin belli bir zamandaki halini incelikleri ile anlatmaya çalışan bir gramer türü meydana gelmiştir. Amacı ilmî olan, ayarlayıcı olmayan bu dil bilgisi de tasvirci gramer (grammaire descriptive) adını alıyor.

Daha yeni zamanlarda dil araştırmaları daha çok konuşulan dile, yaşayan lehçelere ve ağızlara yönelmiştir. Bunların incelenmesiyle dil olayının gerçeğine daha çok yaklaşmak mümkün olacağı takdir edilmiştir. Lehçelerin derlenmesi, tasnifi ve incelenmesiyle uğraşan bilgi koluna da lehçeler bilgisi (dialectologie) adı verilmiştir.

Dilin maddece unsurları olan sesler ve konuşma aygıtı da yeni zamanlarda daha yakından bir incelemeye kavuşmuştur. Seslerin oluşması, birleşmesi ve değişmesi hakkında edinilen bilgiler dilin mekanik olaylarını aydınlatmıştır. Bu bilgi koluna sesler bilgisi (phonologie) diyoruz. Nihayet sesleri incelikleriyle tespit etmek ve ölçmek için tabiî ilimlerin deneme usullerine başvurulmuş ve türlü ses aletlerinden yararlanılmıştır. Bu çalışma kolu denemeli sesbilgisi (phonetique expérimentale) adını almaktadır.

Böylece araştırma ve inceleme alanları genişleyen dil bilgileri, yukarıda işaret ettiğimiz gibi eski gramerin karşısına çıkan, ilmî ve toplayıcı bir disiplinin kurulmasına imkân vermiştir. İşte dil olayını tabiî oluş şartları ve belirlilikleri içinde inceleyen, bir dil ailesini tarihî gelişmesi ve coğrafî yayılışı ile tanıtmaya çalışan bu dil bilgisi koluna diller bilgisi adını veriyoruz. Nihayet bütün dünya dillerini karşılaştırıp ailelere ve örneklere göre sınıflandıran ve onların gelişmelerindeki kapsayıcı kanunları ortaya koymaya çalışan bir bilgi kolu da meydana gelmiş ve genel diller bilgisi (linguistique générale) adını almıştır.

Bir dilin bir zaman kesiti içindeki durumunu inceleyen dilbilgisine eşzamanlı dilbilgisi (Alm: synchroniche grammatik; Fr: grammaire synchronique; İng: synchronic grammar) denir.

Aslında bir söz sanatı olan edebiyatı (littérature) inceleme konusu edinmiş edebiyat bilgisi (rhétorique) de dil bilgilerinden ayrılmaz.

Dilbilgisi, dilbilime bağlı olarak, XX. yüzyılda çok değişmiştir.

Çağımızın ürünü olan üretici-dönüşümlü dilbilgisi (Alm: generative transformations-grammatik; Fr: grammaire générative transformationnelle; İng: transformational-generative grammar) incelemelerini doğrudan doğruya konuşma diline ve tümceye yöneltmiştir. Ad ve eylem öbeğinden oluşan çekirdek tümceyi birim olarak ele alıp belli bir sıra izleyen dönüştürümlerle sonsuz sayıda tümce üretme yollarını açıklamaya çalışmıştır.

YAPI BAKIMINDAN DÜNYA DİLLERİ

Dünya dilleri yapı bakımından üç grupta incelenir:

1. Yalınlayan diller (Ayrımlı diller) (Alm: isolierende sprachen; Fr: langues isolantes; İng: isolating languages): Bu dillerde her kelime tek heceden ibarettir. Kelimelerin çekimli şekilleri yoktur, yani daima kök durumundadır. Cümle çekimsiz kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşturulur. Cümlenin anlamı genellikle kelimelerin sıralanışından anlaşılır. Konuşmada ise birbirine çok benzeyen kelimeleri ayırt etmek üzere çok zengin bir vurgu sistemi oluşturulmuştur. Çin ve Tibet dilleri bu gruba girer. Bu diller, aynı zamanda, tek seslemli diller (tek heceli diller) (Alm: wurzelsprachen, einsilbige sprachen; Fr: langues monosyllabique, langues atomiques; İng: monosyllabic languages, radical languages) arasında yer almaktadır.

2. Çekimli diller (Bükümlü diller) (Alm: flektierende sprachen; Fr: langues flexionnelles; İng: inflexional languages): Bu dillerde, çekim sırasında ve yeni kelimeler türetilirken kelime kökleri genellikle değişir ve tanınmayacak hale gelir. Ekler kelimenin önüne, ortasına veya sonuna gelebilir. Bazı dillerde ise kelime kökü ile yeni kelime veya kelime çekimi arasında daima açık bir bağ, ilgiyi gösteren bir iz vardır. Kelime kökündeki asıl sesler yeni kelimede veya kelime halinde hep aynı kalırlar. Sami dilleri, Hint-Avrupa dilleri bu gruba girerler.

3. Eklemeli diller (Bitişimli diller, bitişken, bağlantılı diller) (Alm: aglutinierende sprachen; Fr: langues agglutinantes; İng: agglutinating languages): Bu dillerde isim ve fiil çekimleri ile yeni kelimelerin teşkilinde kök değişmez. Kökün önüne veya sonuna birtakım ekler getirilerek kelime yapımı veya çekimi gerçekleştirilir. Ural-Altay dilleri bu gruba girer. Türkçemiz sondan eklemeli bir dildir:

göz-le-m-ci gel-ecek-ler-miş

TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ

Kaynak bakımından birbirine yakın olan diller bir aile teşkil ederler. Dünya dilleri bu şekilde çeşitli dil ailelerine ayrılırlar. Bir dil ailesi tarihin bilinmeyen devirlerinde bir ana dilden çıkan dillerin oluşturduğu topluluktur. Bu diller arasındaki benzerlikler böyle bir varsayımı kuvvetlendirmektedir. Bir ana dilin yazılı belgeleri olmadığı halde birçok özelliklerini kendisinden türemiş bulunan ailedeki dilleri karşılaştırarak tesbit etmek mümkün olabilmektedir.

Dünyadaki başlıca dil aileleri şunlardır:

1. Hint-Avrupa dilleri ailesi:

a. Hint-İran Dilleri: İran, Afgan, Pakistan, Hindistan, Sri Lanka, Nepal dilleri,

b. Slav Dilleri: Rusça, Bulgarca, Lehçe (Polonya), Çekçe, Slovakça, Baltık dilleri,

c. Roman Dilleri (Latinceden türetilmiş diller): İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Rumence…

ç. Cermen Dilleri: İngilizce, Almanca, Felemenkçe, İsveççe, Norveççe…

2. Hami-Sami dilleri:

a. Hami Dilleri: Eski Mısır dili, Kuşi dili, Libya-Berber dili, Çad dili,

b. Sami Dilleri: Arapça, İbranice (Kenanca), Habeşçe, Akatça.

Bu ailenin yaşayan en önemli dilleri Arapça ve İbranicedir.

3. Bantu dilleri:

Bu aileye Afrika’nın büyük bir kısmında konuşulan Bantu dilleri girer.

4. Çin-Tibet dilleri:

Çince, Tibetçe, Vietnamca ve Kmerce bu gruba dahildir.

5. Ural-Altay dilleri:

Ural ve Altay dilleri akrabalığı öteden beri tartışma konusu olmuştur. Ne var ki, genel görüşe göre, bu iki kol tek kaynatan çıkmış, ancak zamanla akrabalık bağları çok zayıflamıştır.

Ural ve Altay dillerin akrabalığı bugün için aşağıdaki benzerliklere dayanmaktadır:

· Her ikisi de eklemeli dildir. Yani her iki kolda da sözcük yapısı aynıdır.

· Bu dillerin tümce yapıları da birbirinin aynıdır.

· Bu dillerde ünlü uyumu da ortak özellik olarak kendini gösterir.

· Räsänen’e göre, ünlü bolluğu ve ünsüz seyrekliğiyle sözcük başında ünsüz yığılışmasının bulunmaması da Ural-Altay dillerinin ortak özelliğidir.

· Ural-Altay dillerinde bazı eklerin hem eylemlerde çekim eki hem de sözcük türetmede yapım eki gibi kullanılması da önemli bir benzerliktir.

· Bu diller arasında sözcük benzerliklerine ve eşliklerine de rastlanmaktadır:

TÜRKÇE
FİNCE

Ben
Min

Sen
sin

Ural-Altay dilleri, adından da anlaşılacağı gibi Ural ve Altay olmak üzere iki kola ayrılır

Türk Dili Konu Anlatımı

DİL – KÜLTÜR / TÜRK DİLİ

DİL NEDİR?

Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık; milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese; bin yıllar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurum; seslerden örülmüş bir ağ; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemidir.

Dil, diğer insanlarla bütün ilişkilerimizde bize aracılık eden, sosyal bağlarımızı düzenleyen bir vasıta olarak hayatımızın her safhasında mevcuttur. Evde, okulda, sokakta, çarşıda, iş yerinde ve her yerde onunla beraber yaşıyoruz. İnsan konuştuğu dili doğduğu günden itibaren hazır bulur. Fakat dil doğuştan bilinmez. İlk aylarda ağlamalar, taklit, birtakım hareketlerle anlaşma sağlamaya çalışır. Çocuk içinde yaşadığı topluluğun dilini, anadilini uzun bir çıraklık devresi süresince öğrenir. Daha sonra kulağına gelen seslerin belli kavramlara, hareketlere, varlıklara karşılık olduğunu anlamaya başlar.

Dil insan benliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan zekasının, insanda sınırı çizilemeyen duygu ve düşünce kabiliyetinin sonuçları kendi benliğinin dışına ancak dille aktarılabilir. Bu bakımdan dil ile düşünce iç içe girmiş durumdadır. İnsan dil ile düşünür. Dilin gelişmesi düşünmeyi düşünceye, düşüncenin gelişmesi de dile bağlıdır. Çeşitli medeniyetlerin meydana getirilmesini sağlayan düşünce, gelişmesini dile borçludur.

Dil her şeyden önce sosyal ve millî bir varlıktır. Fertlerin üstünde, bir milleti ilgilendirir. Bütün bir milletin duygu ve düşünce hazinesini teşkil eder. Bir milleti ayakta tutan, fertleri birbirine bağlayan, sosyal hayatı düzenleyen ve devam ettiren, millî şuuru besleyen bir unsur olarak dilin oynadığı rol çok büyüktür. Bağımsızlığın temeli millî şuurdur. Millî şuurun en kuvvetli kaynağı ise dildir.

Belli ses öbeklerinin insanlar arasında danışıklı bir değer kazanarak birer kavrama karşılık olmaları dilin oluşmasında esas sayılabilir. Bunun gibi onların çeşitli kullanışları da ortak değerler bağlayarak dilin kurallarını meydana getirmiş olmalıdırlar. bunlar üreyip genişlemiş ve az çok titizlikle korunarak kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Ses kanunlarına uyup zamanla değişmelere uğramış olmaları da tabiidir.

Dil ile düşünce organı olan insan beyni destekleşe oluşmuş olmalıdır. Öyle ki sonuçta dil düşünmenin de bir vasıtası olmuştur. Ana dilimizden cümleler kurarak düşünürüz. Bunları dile getirdiğimizde adına konuşma deriz. Dil olmasa düşünce ve duygu da gelişmezdi, insan topluluğu ilerlemez, bir medeniyet oluşturamazdı. Yine insanoğluna bahşedilen din hayatı ile sanat hayatı da dil temeli üzerine kurulmuşlardır.

Dil konuşma aygıtının çıkardığı çok çeşitli seslerin son derecede karmaşık bir birleşiminden meydana gelir. Ancak kulağımız da bunları bütün incelikleri ile ayırabilecek yaradılıştadır. Bu sebeple biz onları çözümlemekte güçlük çekmeyiz. Konuşma organlarının belirli bir durum alarak bir an içinde çıkardıkları basit sese bir seslik, yahut sadece ses deriz: a, ü, b, t gibi. Bir soluk hamlesi içinde çıkan birkaç sesin topluluğuna da hece adını veririz: “bu, ka-pı, pen-ce-re” gibi.

Bir dilde bir anlamı olan tek veya çok heceli ses öbeklerine kelime deriz:: “kuş, görmek, umutsuz” gibi. Bir dilin bütün kelimeleri o dilin kelime dağarcığını meydana getirir. Kelimelerin bir düşünceyi bir bütün olarak anlatan düzenli topluluğuna cümle adını veririz: “Orhan okula gitmelidir.” Bir maksadı anlatmak için bir sıra cümleler kullanırız. Buna da söz deriz. Sözlerle anlaşmak konuşmakla olur.

İnsanlar sözlerini uzaktakilere ulaştırmak, ya da uzun zaman saklamak ihtiyacı ile onları daha dayanıklı bir işaret sistemine çevirmeyi düşünmüşler, yazıyı icat etmişlerdir. Eski insanlar hakkında bilgilerimizi bıraktıkları yazılı belgelerden alıyoruz. Milletlerin yazıdan önceki yaşayışları hakkında pek az şeyi öğrenebildiğimiz için tarih yazıyla başlar, diyoruz.

İnsanlar her kelime için, her hece için, veya her ses için ayrı işaretler kullanan türlü yazı sistemleri yapmışlardır. Bugünkü ileri milletlerin yazılarında her işaret bir ses karşılığıdır. Buna harf deriz. Bir dilin kullandığı harflerin topluluğu o dilin alfabesi olur. Bu türlü yazıya da alfabe yazısı adını veririz. Yazılı bir sözü yeniden seslendirmeye okuma diyoruz. Sessiz okumak da olur.

KÜLTÜR NEDİR?

Bugüne kadar kültürün pek çok tanımı yapılmıştır. Bu tanımlardan birkaçını aşağıya alıyoruz:

“Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen; zamanın ve ihtiyaçların doğurduğu, şuurlu tercihlerle, manalı ve zengin bir sentez oluşturan; sistemli ve sistemsiz şekilde nesilden nesile aktarılan; bu suretle her insanda mensubiyet duygusu, kimlik şuuru kazanılmasına yol açan; çevreyi ve şartları değiştirme gücü veren; nesillerin yaşadıkları zamana ve geleceğe bakışları sırasında geçmişe ait atıf düşüncesi geliştiren; inanışların, kabullenişlerin, yaşama şekillerinin bütününe KÜLTÜR denir.” Sadık Kemal TURAL

“kültür bir toplumun yaşama tarzıdır.” C. WIESLER

“Kültür denilince karşımıza bir yığın hadise çıkar. Bir toplum da, tabiatın dışında, insan elinden ve dilinden çıkma her şey kültür kavramı içerisine girer ”Mehmet KAPLAN

“Kültür, bir topluluğu, bir milleti millet yapan , onu başka milletlerden ayıran hayat tezahürlerinin bütünüdür. Bu hayat tezahürleri her milletin kendine has olan millî değerleridir.” M. ERGİN

Görülüyor ki bütün tanımlarda millet ve milleti meydana getirme, fertler arasındaki ilişkiler, tabiata hakim olma, tarihi bağ gibi pek çok özellik kültüre ait olarak ifade edilmektedir. Demek ki milleti millet yapan maddî-manevî değerlerin hepsine kültür diyoruz.

KÜLTÜR UNSURLARI NELERDİR?

1. Dil: Dil, kültür unsurlarının başında gelir. Çünkü dil olmadan öteki unsurların meydana gelmesi mümkün değildir. Dil bir milletin ses dünyasıdır. Her millet kainatı değişik şekillerde algılamış ve yorumlamıştır. Aynı zamanda dil kültüre ait bütün değerleri bünyesinde barındıran bir kültür hazinesidir. Bir dil, onu kullanan milletin kafa yapısını, nasıl düşündüğünü, zihninin nasıl çalıştığını ve mantığını ortaya koyar.

2. Din: Kültür unsurları içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Bilhassa eski devirlerde yüzyıllarca bu kültür unsuru ön planda bulunmuş ve öteki kültür unsurlarını gölgede bırakmıştır. Dinin milletler üzerindeki hakimiyeti, imparatorluklardan millî topluluklara geçinceye kadar devam etmiştir. Milliyetçilik çağında milletler imparatorluklardan kopunca dinin fonksiyonu da azalmıştır. Dinin bir millet içerisindeki kültüre etkisi ve kültürün diğer unsurlarının oluşması ve değişmesindeki rolü ise devam etmektedir. Dini bayramlarımız ve törenlerimiz bunun açık örnekleri olarak dikkati çekmektedir.

3. Gelenek ve görenek: Bunlar bir milletin yazılı olmayan veya hepsi yazılı olmayan kanunlarıdır. Yazılı kanunların çoğu gelenek ve göreneklere göre düzenlenmiştir. Kanun, insanın toplum içerisindeki davranışlarını düzenler. İnsanlar bu düzeni asırlar boyunca gelenek ve göreneklerle sağlamışlardır. Fakat günümüzde bile yazılı anayasası bulunmayan ülkeler vardır. Bunlar toplum düzeninin hâlâ gelenek ve göreneklerle sağlamaktadırlar. Aslında kişinin bütün hal ve hareketlerinin yazılı kanunlarla tanzim etmek mümkün değildir. Çünkü yasalar genellikle hakları ve cezaları tayin etmektedir. Oysa insanın toplumda birçok sosyal ilişkileri bulunmaktadır: özür dilemek, selamlaşmak, saygı göstermek, davetlere katılmak, konuşmak, tartışmak, yazmak vs.. Bu davranışlarda nasıl bir usulün gerektiğini kanunlar dğil gelenek ve görenekler tayin eder.

4. Sanat: Sanat, bir millet diğer milletlerden ayıran, bir millete has duygu ve zevklerin tezahürü ve şekillenmesidir. O milletin güzeli yaratma ve bulma tarzıdır. İnsanoğlu barınır, beslenir, sosyal ve ruhsal ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Bunları yaparken oyalanmak, ruhunu okşamak, güzeli yakalamak, yeni güzellikler ortaya koymak ister. Bunun sonucunda sanat eseri ortaya çıkar. Her milletin sanat eğilimi ayrı bir özellik taşır. Söz, ses , mekan, renk ışık zevk ve anlayışı farklıdır. Demek ki sanat bir milletin ortak zevkinin ifade edilişidir. Bur kültür unsuru edebiyat, resim, mimarı, heykel vb… gibi kollara ayrılır.

5. Dünya görüşü: Dünya görüşü bir milletin başka milletlerden farklı olan hayat felsefesidir. Bir milletin fertleri ortak kültür dolayısıyla tutum, zihniyet ve davranış bakımından çeşitli ortak özellikler gösterirler. Sosyal ve ruhî olaylar karşısında fertlerin bu ortak tutum ve davranışları o milletin dünya görüşünü meydana getirir. Bunun için her millette değerler ve değer yargıları farklıdır. Askerlik, kahramanlık, aşk , madde, namus, temizlik, ahlak, ölüm, eğlence vs. Gibi hayat hadiseleri ve kavramları her millette değişik davranışlarla karşılanır.

6. Tarih: Milleti, dolayısıyla kültürü meydana getiren unsurlardan birisi olan tarih, bir milletin çağlar içindeki yürüyüş ve görünüşüdür. Tarih mazidir, fakat bu mazi bugünün ve dünün fertlerini millet içerisinde birbirine bağlayarak geleceğe taşır. Fertler arasında kader birliği temin eder. Aynı millete mensup insanlar tarih sayesinde akrabalıklarının farkına varabilirler. Tarih bir milletin nereden gelip nereye gittiğini gösteren kültür unsuru olarak, o milletin hayatında önemli bir yer tutar.

KÜLTÜR TAŞIYICI OLARAK DİL

Dil, millî hafızanın, millî hatıraların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddî ve manevî değerlerin, bütün buluş ve yaradışların ortak hazinesidir. Millet denilen insan topluluğunun en önemli sosyal varlığıdır. Kültürün ilk ve temel unsurudur.

Kültür, varlığını nesilden nesile intikale borçludur. Kültürün nesilden nesile geçmesi, böylece devamı ve yaşaması kültür taşıyıcı eserler, eğitim ve öğretim yolu ile olur. Onun içindir ki kültür eserleri, eğitim ve öğretim kültürün hayat şartıdır. Dolayısıyla eğitim ve öğretimin esas görevi kültürün intikal ve devamını sağlamaktır.

Bir milletin fertleri arasındaki ortak duygu ve düşünce akımı dille kurulabilmektedir. Bu akım dünden bugüne, bugünden yarına dille aktarılmaktadır. Bundan dolayı dil, aynı zamanda bir kültür aktarıcısı, bir kültür taşıyıcısıdır. Bir milletin tarihi, coğrafyası, değer ölçüleri, folkloru, müziği, edebiyatı, ilmi, dünya görüşü ve millet olmayı gerçekleştiren her türlü ortak değerleri yüzyılların süzgecinden süzüle süzüle kelimelerde, deyimlerde sembolleşerek hep dil hazinesine akıtılmakta, özünü orada saklamaktadır.

Gelenek ve görenekler, dünya görüşü, din, sanat, tarih vb. dil sayesinde nesilden nesile aktarılır. Zaten bütün bu unsurların teşekkül edebilmesi için milletin meydana gelmiş olması lazımdır. Milletin ve öteki kültür unsurlarının oluşmasında en başta gelen dildir.

Kültür denilince ilk akla gelen şey dildir. Dil, millet denilen sosyal varlığı birleştirmektedir. Fertler arasında duygu ve düşünce birliği vücuda getirmektedir. Milletler duygu ve düşüncelerini yazıya geçirince daha sağlam bir birlik meydana geliyor. Çünkü yazı sayesinde duygu ve düşünceler hem zaman hem de mekân içinde yayılıyor. Biz Orhun Yazıtları sayesinde bundan bin iki yüz yıl önce Göktürklerin varlığı, meseleleri, duygu ve düşünceleri hakkında bir fikir ediniyoruz. Türklerin yöneticisi durumunda olan şahısların halkı muhatap alıp, halka hitap ettiklerini, yaptıkları işleri halka anlattıklarını görüyoruz. Bu da milletimizdeki demokrasi anlayışının yüzyıllar öncesine kadar uzandığının bir delilidir. Aynı hitap şeklini yıllar sonra 1071’de Malazgirt’te Alpaslan’da, 20. yüzyılda Atatürk’te görebiliyoruz.

Türk edebiyatı en eski çağlardan bugüne kadar, bütün safhaları, devirleri ve sosyal tabakaları ile Türk milletinin hayatını, zevkini, dünya görüşünü, yaratma gücünü gösteren bir duygu, düşünce ve hayal dünyasıdır. Halk edebiyatı halkın yaşayışının, inanç ve değer hükümlerinin bir hazinesidir. Bu edebiyat, beşikten başlayarak insan hayatının bütün safhalarını içine alır. Türk halk edebiyatı aşk, ölüm, hasret, tabiat sevgisi, gurbet, anı, din duygusu, alay, kahramanlık, ahlak gibi bütün duyguları işler. Bunların hepsi de kültürümüze ait unsurlardır ve edebiyat vasıtasıyla taşınmaktadır. Edebiyatın temel malzemesi ise dildir.

Bir şair duygu ve düşüncelerini kendi milletinin fertlerine ancak dili ile ulaştırabilir. Bir yazar, bir bilim adamı, bir devlet adamı, bir filozof görüşlerini topluma dil yolu ile yayabilir. Milletimizin dünya görüşü Yunus Emre’nin ilahilerinde, Türk halkının bayrakta sembolleşen vatan sevgisi Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nda, millî mücadele ruhu Mehmet Emin Yurdakul’un şiirlerinde ve bu dönemin romanlarında, İstanbul’un güzellikleri, İstanbul halkının gelenek ve görenekleri Yahya Kemal’in eserlerinde, Hüseyin Rahmi ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarında, Anadolu insanının yaşayışı ve değer ölçüleri Yakup Kadri ‘nin eserlerinde ebedîleşmiştir. Türk milletinin gelenekleri, folkloru, yüzlerce yıllık hayat tecrübelerinin sonuçları veçiz ifadesini atasözlerinde bulmuştur. Destanlar toplum hayatını derinden etkilemiş şahıs ve olayların efsaneleşerek günümüze kadar uzanmış canlı tablolarıdır. Deyimler Türk mantığının, dil felsefesinin sembolleridir.

Kutadgu bilig ile Divanü lügat-it Türk kültür hazinelerimizin en eski olanlarından sadece ikisidir. Bu satırlara sığmayacak nice eserlerimiz mevcuttur. Bunlardan kültürümüzle ilgili pek çok unsuru öğrenebiliyoruz. Kutadgu Bilig ve Divanü Lügat-it Türk’te Türk millî bünyesinin ortaya konulduğunu görüyoruz. Divanü Lügat-it Türk’te bu millî bünyenin dış yapısı üzerinde durulmuştur. Kutadgu Bilig ‘de ise bu bünyenin iç kısmıyla ilgili esaslar yer almaktadır. Bu eserlerden Türklerin yaşama şekilleri, dünya görüşü, gelenek ve görenekleri vb. öğreniyoruz. Bütün bu bilgiler bize dil vasıtasıyla intikal etmiştir.

Dil, milletler arasında da kültür taşıyabilmektedir. Zorunlu olmayan kültürün değişmelerinde bunu açıkça görebiliyoruz. Gerçi zorunlu kültür değişmelerinde de dil unsuru mutlaka vardır. İnsanları bir araya getiren dildir. Bir millet başka bir milletle temas etmek suretiyle birtakım kelimeler alabilir. Her kelime kültüre ait bir unsur olduğu için, alındığı şekliyle olmasa bile o milletin kültüründen izler taşıyacaktır. Günümüzde ulaşım ve iletişimin hızla gelişmesi kültür alış verişlerini de hızlandırmıştır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki kültürün nesilden nesile aktarılması, diğer milletlere tesir etmesi, yaşaması ve gelişmesi dil sayesinde mümkün olabilmektedir. Milleti meydana getiren unsurların başında gelen dil, aynı zamanda kültürün oluşması ve yaşamasında da en büyük görevi üstlenmiş durumdadır.

Zıt Anlamlı Sözcükler

acemi = usta
aktif = pasif
azami = asgari
artı = eksi
açık = kapalı
alçak = yüksek
alt = üst
ağır = hafif
acı = tatlı
arka = ön
azalmak = çoğalmak
yaramaz = uslu
alçak gönüllü = kibirli
alıcı = satıcı
anormal = normal
ak = kara
ast = üst
atılgan = çekingen
aşağı = yukarı
aynı = farklı
aydınlık = karanlık
bekâr = evli
bolluk = kıtlık
borç = alacak
bulanık = duru
başlamak = bitirmek
büyük = küçük
batı = doğu
barış = savaş
bağımsızlık = tutsaklık
çekmek = itmek
galip = mağlup
genç = yaşlı
güzel = çirkin
gerçek = sahte
hatırlamak = unutmak
hırçın = uysal
hızlı = yavaş
ıssız = kalabalık
iniş = çıkış
ilk = son
indirim = zam
iyi = kötü
iç = dış
ince = kalın
katı = sıvı
kaybetmek = bulmak
keder = neşe
kalabalık = tenha
kuru = yaş
kış = yaz
kıt = bol
kirli = temiz
medeni = ilkel
ödül = ceza
nazik = kaba
negatif = pozitif
minimum = maksimum
neşeli = üzgün
övmek = yermek
pahalı = ucuz
ret = kabul

Dil ve Anlatım Konu Anlatımı

Sözcükte Anlam

Gerçek Anlam : Kelimelerin herkesçe bilinen ve söylendiğinde akla ilk gelen anlamlarına gerçek (sözlük) anlamı denir.

Mecaz Anlam : Sözcüklerin gerçek anlamlarından tamamen uzaklaşarak kazandıkları anlama mecaz anlam denir.

Deyimler : Birden fazla kelimenin en az bir tanesinin gerçek anlamından uzaklaşıp mecaz anlamda kullanılmasıyla oluşan kalıplaşmış söz öbeklerine deyim denir.

Soyut Anlam : Duyu organlarımızla algılanamayan, fakat kavram olarak var olan sözcüklere soyut anlamlı sözcükler denir.

Somut Anlam : Duyu organlarımızla algılanabilen sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir.

Terim Anlamı : Bir bilim, meslek, sanat dalıyla ya da bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı ifade eden kelimelere terim denir.

Dolaylama : Bir sözcükle karşılanabilecek bir varlık ya da kavramın birden fazla sözcükle karşılanmasına dolaylama denir.

Ad Aktarması (Mecaz-ı Mürsel) : Bir sözün başka bir sözün yerine herhangi bir benzetme amacı olmaksızın kullanılmasına ad aktarması denir. Örnek : Ortaokula giderken Kemalettin Tuğcu’yu okudum. Cümlesinde yazar adı söylenmiş, ama eserleri anlatılmak istenmiştir.

Eş Anlam : Aynı kavramı karşılayan, anlamları aynı ya da birbirine yakın olan kelimelerin oluşturduğu anlama eş anlamlılık denir. (Eş Anlamlı Kelimeler Sözlüğü)

Zıt Anlam (Karşıt Anlam) : Nesne, durum, görev, iş, nitelik ve hareket bakımından birbirine karşıt kavramları karşılayan kelimelere zıt anlamlı kelimeler denir.

Eş Seslilik (Sesteşlik) : Yazılışları ve okunuşları aynı olduğu halde karşıladıkları anlamları farklı olan kelimelere sesteş kelimeler denir.

Genel Anlam : Varlıkları ve kavramları toplu bir şekilde karşılayan kelimeler Genel Anlamlı kelimelerdir.

Özel Anlam : Varlıkları ve kavramları sınırlı bir şekilde karşılayan kelimeler Özel Anlamlı kelimelerdir.

Yansıma : Ses – Anlam ilişkisi güçlü olan, canlı – cansız birçok varlığın çıkardığı tabiat taklidi seslere yansıma sözcükler denir.

İkileme : Anlamı güçlendirmek için aynı kelimenin tekrarlanmasına, anlamları birbirine yakın, karşıt olan veya sesleri birbirini andıran kelimelerin yan yana kullanılmasına ikileme denir.

Sözcüğün Yapısı

Basit Sözcük : Herhangi bir yapım eki almamış ya da bir sözcükle birleşmemiş olan sözcüklere yapıları yönünden basit sözcük denir.

Türemiş Sözcükler : Yapım ekleri alarak yeni bir anlam ve biçim kazanmış olan sözcüklere yapıları yönünden türemiş sözcük denir.

Bileşik Sözcükler : İki ya da daha çok sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşan sözcükler yapıca bileşiktir.

Ses Bilgisi

Ünlüler (sesliler) : Ses yolunda herhangi bir engele uğramadan çıkan seslerdir. Ünlüler tek başlarına söylenebilen, tek başlarına hece ya da sözcük olabilen seslerdir.

Büyük Ünlü Uyumu : Ünlü harflerin, kalınlık-incelik yönünden uyumudur.

Büyük Ünlü Uyumuyla İlgili Kurallar :

- Büyük ünlü uyumuna uymayan çok az Türkçe sözcük vardır.

Örnek : ana (anne), alma (elma), kangı (hangi), karındaş (kardeş)

- Büyük ünlü uyumuna aykırı sözcükler genellikle yabancı kökenlidir.

Örnek : Silah, gazete, mevcut, insan

- Sözcüklere eklenen ekler de genellikle bu kurala uyar Ancak Türkçe’deki altı ek büyük ünlü uyumuna uymaz.

Örnek : akıl-lı, çimen-ler, çocuk-da, eviniz-de, yürü-yor, bakar-ken, akşam-ki, sabah-leyin, yeşil-imtrak, turunç-gil

- Bileşik sözcüklerde büyük ünlü uyumu aranmaz. Örnek : Atakule, Kadıköy, Atasözleri

Küçük Ünlü Uyumu : Bir sözcükteki ünlülerin düzlük-yuvarlaklık yönünden uyumudur. Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde düz ünlülerden (a,e,ı,i) biri bulunuyorsa, diğer hecelerdeki ünlülerde düz olur.

Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde yuvarlak ünlülerden (o,ö,u,ü) biri bulunursa ikinci ve diğer hecelerde ya düz-geniş (a,e) ya da dar-yuvarlak (u,ü) ünlüler yer alır.

Küçük Ünlü Uyumuyla İlgili Kurallar :

- Dilimizde “o,ö” yuvarlak ünlüleri yalnızca ilk hecede kullanılabilir.

Örnek : Uymayanlar : doktor, motor, otobüs

Uyanlar : üzüm, kömür, soba

- Yuvarlak ünlülerden biriyle başlayarak bir hecede “a,e” düz ünlülerine geçen bir sözcük, düz ünlüden sonra düz ünlü gelir kuralına göre “ı,i” düz ünlülerine de geçebilir.

Örnek : böy-le-si-ni, oy-ma-cı-lık

- Türkçe sözcüklerin öncelikle büyük ünlü uyumuna uyması gerekir. Büyük ünlü uyumuna uymadığı halde küçük ünlü uyumuna uyan sözcükler Türkçe sözcük olmaz.

Örnek : misafir, tasvir, kalem

- Büyük ünlü uyumuna uymayan “-ki” eki, yuvarlaşarak küçük ünlü uyumuna uyar.

Örnek : dünkü, bugünkü

UYARI : İki heceli olup orta hecelerinde “b,m,v” ünsüzleri bulunan kimi Türkçe sözcükler, bu ünsüzlerin yuvarlaklaştırıcı etkisiyle küçük ünlü uyumuna aykırı düşer. Örnek: Yağmur, çamur, kabuk, tavuk, kavun

Ünsüzler (Sessizler) : Tek başlarına söylenemeyen, ancak bir ünlünün yardımıyla söylenebilen seslere ünsüz denir. Türkçe’de 21 ünsüz vardır.

Ünsüz Harflerin Özellikleri :

- Türkçe’de normalden kalın ya da ince okunan bir ünsüz yoktur.

Örnek : rüzgar, kagir, lazım

- Yansımaların dışında Türkçe sözcüklerin başında “c,ğ,l,m,n,r,z” ünsüzleri bulunmaz.

- Türkçe sözcüklerde “j,f” ünsüzleri hiç kullanılmaz. Örnek : fare, jambon, jilet

- Türkçe sözcükler iki ünsüzle başlamaz. Örnek : krem, spor, tren, plak, trafik

- Bileşik sözcükler ve özel isimler dışında Türkçe sözcüklerde “n-b” sesleri yanyana gelmez.

Örnek : İstanbul, Safranbolu, Sonbahar, Ambar, Kumbara, Perşembe

Ünsüzler çıkarılırken ses tellerinde titreşimli olmalarına karşın, kimi ünsüzlerin çıkışında titreşim olmadığı görülür. Bu açıdan değerlendirildiğinde ünsüzler, sert ve yumuşak ünsüzler olmak üzere iki grupta incelenir.

Ünsüz Benzeşmesi Kuralı : Sert ünsüzlerin (f,s,t,k,ç,ş,h,p) biriyle biten sözcüklere c,d,g yumuşak ünsüzlerinden biriyle başlayan bir ek getirildiğinde, bu eklerin başındaki

C, Ç ‘ye D,T’ ye G,K’ ye dönüşür.

Ünsüz sertleşmesi kuralına aykırı yazımlar yazım yanlışı yaratır.

Ünsüz Yumuşaması (Değişimi) Kuralı : Bir sözcük p,ç,t,k sert ünsüzlerinden biriyle biterken, bu sözcüğe ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde, sert ünsüzler yumuşayarak;

p,b ‘ye – ç,c ‘ye – k,ğ ‘ye – t,d ‘ye dönüşür.

Örnek : Balık balığın

Kitap kitaba

Ağaç ağacı

Kağıt kağıdı

Türkçe’de Meydana Gelen Ses Olayları:

Ses Düşmesi : Kimi sözcüklerin çekimlenişinde veya türeyişinde, bir sesin düştüğü görülür.

a) Ünlü Düşmesi : İki heceli olan kimi sözcükler ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında ikinci hecelerinde bulunan ünlüyü düşürürler. Buna orta hece düşmesi de denir.

Omuz um omzum oğul u oğlu

Kahır ol kahrol seyir et seyret

Ayır ıntı ayrıntı sıyır ık sıyrık

Yalın ız yalnız yanıl ış yanlış

b) Ünsüz Düşmesi : Bazı sözcükler, çeşitli etkilerle birleşirken sözcüğün sonundaki ünsüz harf düşebilir. Bu olaya ünsüz düşmesi adı verilir.

Yumuşak cık yumuşacık sıcak cık sıcacık

Yüksek l yüksel küçük l küçül

Rast gelmek rasgelmek ast teğmen asteğmen

Bazı bileşik sözcüklerin oluşumunda bir hece veya ses düşmesi meydana gelir.

Ses Türemesi : Sözcükler kimi eklerle birleşirken zaman zaman araya başka yeni sesler girer. Türkçe’de ses türemesi olayına fazla rastlanmaz.

Ses türemesi yaratan başıca durumlar;

a) Ünlüyle biten sözcüklere, ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde, Türkçe sözcüklerde iki ünlü yan yana gelemeyeceği için bu ünlülerin arasına “y,ş,s,n” ünsüzlerinden uygun olan biri gelir. Bu ses türemesine kaynaştırma da denir. Örnek :

Oku-y-an okuyan

Baba-s-ı babası

Yedi-ş-er yedişer

Elma-n-ın elmanın

b) Yardımcı eylemle yapılan bileşik eylemlerde ad soylu sözcükte ses türemesi görülür.

Örnek : his etmek hissetmek

Red etmek reddetmek

Bu sözcüklere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde sözcüklerde aynı türeme ortaya çıkar.

Örnek : Af-ı affı

Had-i haddi

c) Kimi sözcükler pekiştirilirken ses türemesi meydana gelir.

Örnek : Yalnız yap-a-yalnız

Sağlam sap-a-sağlam

Dar-a-cık daracık

Bir-i-cik biricik

Ses Daralması : “a,e” geniş ünlüsüyle biten sözcüklere “-yor” şimdiki zaman eki getirildiğinde, bu geniş ünlüler daralıp değişerek “ı,i,u,ü” olur.

Örnek : bekle-yor bekliyor

Oyna-yor oynuyor

“-ma,-me” olumsuzluk ekleri de “-yor” ekiyle birleştiğinde daralarak “-mı, -mi, -mu, -mü” olur.

Örnek : gelme-yor gelmiyor

Bakma-yor bakmıyor

Ulama : Ünsüz harfle biten sözcüğün son ünsüz harfinin kendisinden sonra gelen ve ünlü harfle başlayan sözcüğün ilk hecesiyle birleştirilerek okunmasıdır. Örnek :

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

Yazım Kuralları

“ile” Sözcüğünün Ek Olarak Yazımı: “ile” sözcüğü kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılırsa şu kurallara dikkat edilir :

A) Ünsüzle biten bir sözcüğe ile getirildiğinde başındaki ” i ” sesi düşer ve ünlü uyumuna uyar.

Örnek : Okulla ev arası yarım saat sürüyor. (okul + ile okulla)

Erzurum’a kadar trenle gittim. (tren + ile trenle)

B) Ünlüyle biten bir sözcüğe, ile getirildiğinde, başındaki ” i ” sesi ” y ” ye dönüşür, yine ünlü uyumuna uyar. Örnek : Buraya kendi ayağıyla geldi. (ayağı + ile ayağıyla)

Silgiyle kalem istedi benden. ( silgi + ile silgiyle)

“ki” nin Yazımı: “ki” eğer bağlaçsa;

A) Genel olarak iki cümleyi bağlama görevi yapar. Örnek:

Hava o kadar güzeldi ki kendimi hemen sokağa attım.

1. cümle 2. Cümle

Bir de baktım ki ortalıkta kimse kalmamış.

1. cümle 2. Cümle

B) Kişi ve işaret zamirlerinden sonra gelen “ki” de bağlaç olup ayrı yazılır. Örnek :

Ben ki, Bizler ki, Durum o ki

Kişi zamiri kişi zamiri işaret zamiri

C) Bazı bağlaçlarla birlikte kullanılmasına karşı, kalıplaşmış “ki” ayrı yazılır. Örnek :

Öyle ki, yeter ki, kaldı ki

UYARI : “ki”, eğer bağlaçsa daima ayrı bir sözcük olarak yazılır. Ayrıca kendinden önce gelen sözcüğün ünlülerine uyum gösterip “kı” olmaz.

Kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılan “ki” ler ise şunlardır :

A) “de” durum ekinden sonra gelip addan sıfat yapan “ki” : Örnek : evdeki hesap, kafamdaki plan, yoldaki insanlar

B) İlgi zamiri olan “ki” : Örnek : Seninki, sınıfınki, bizimki

C) Bazı bağlaçlarla kalıplaşan “ki” : Örnek : Oysaki, mademki, halbuki, sanki

D) Zaman bildiren sözcüklerden sonra gelen “ki” : Örnek : Dünkü, akşamki, az önceki

“de,da” Bağlacının Yazımı:

A) Genel olarak “dahi, bile” bağlaçlarıyla aynı anlamdadır. Bağlaç olup olmadığını anlamak için cümleden çıkarmayı deneriz. Cümleden çıkarıldığında, cümle yapısı bozulmazsa bağlaç olduğunu anlarız ve ayrı bir sözcük olarak yazarız. Örnek : Buraya kadar gelip de ona uğramamak olmaz.

Sen de çok oldun artık!

B) Bu bağlaç kendinden önce gelen sözcüğün ünlülerine kalınlık-incelik yönünden uyar. Örnek: Gençliğimizle birlikte umutlarımız da uçup gitti.

Onu gördüyse de görmezlikten geldi.

C) Kendinden önce gelen sözcük, sert ünsüzle bitse bile, bu bağlaç sertleşerek “te,ta” biçiminde yazılamaz. Yazılırsa yazım yanlışı ortaya çıkar. Örnek : Bu iş küçük te sen gözünde büyütüyorsun. (Yanlış)

Bu iş küçük de sen gözünde büyütüyorsun. (Doğru)

Bağlaç olan “de, da” ile, ad durum eki olan “-de, -da” karıştırılmamalıdır. “-de, -da” eğer ad ad durum ekiyse kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılır. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı da yapısı da bozulur. Örnek : Bir süre sessizce yolda yürüdük.

Çiçeklerin kökünde bir hastalık var.

İki “de, da” üstüste gelirse birincisinin ad durum eki, ikincisinin bağlaç olduğu dikkate alınmalıdır.

Örnek : Telefon ettim evde de yokmuş.

“mi” Soru Edatının Yazımı:

A) “mi” soru edatı, cümleye soru anlamı katsa da katmasa da kendinden önce gelen sözcükten ayrı yazılır : Örnek : O da bizimle gelecek mi?

Gördün mü şimdi yaptığını!

Konuşmaya başladı mı susmaz.

B) “mi” soru edatı, ayrı yazılmasına karşın kendinden önce gelen sözcüğe, kalınlık-incelik ve düzlük-yuvarlaklık yönünden uyum sağlar. Örnek : Okudun mu? Güzel mi? Akıllı mı?

C) “mi” soru edatından sonra gelen zaman ve kişi eklentileri soru edatıyla bitişik yazılır. Örnek : Onunla sık sık görüşüyor musunuz?

Olanları bilir miydi de?

Tarihlerin Yazımı:

A) Gün ve ay adları, yanlarında rakam olmadan yazıldığında, küçük harfle başlar. Örnek : Oğlum aralık ayının soğuk bir gününde doğdu.

Önümüzdeki hafta, salı günü onu görmeye gidelim.

B) Belirli bir tarihi gösteren ay ve gün adları her yerde büyük harfle başlar. Örnek : 1986′nın Mart ayında başladı göreve.

Cumhuriyet 29 Ekim 1923 ‘te ilan edildi.

C) Gün ve ay bildiren tarihler şu şekilde yazılabilir : Örnek : 4 Aralık 1996

2.12.1996

4/12/1996

İkilemelerin Yazımı: İkilemeler daima ayrı yazılır ve ikilemeyi oluşturan sözcüklerin arasına hiçbir noktalama işareti konulmaz. Örnek : Soruları düşüne düşüne çözmelisin. (Doğru)

Yavaş, yavaş yerinden doğruldu. (Yanlış)

Pekiştirmelerin Yazımı: Sıfatların başına gelerek onların anlamlarını pekiştirmeye yarayan ön ekler, daima sıfata bitişik yazılır. Örnek : Bembeyaz örtü (Doğru)

Yapa yalnız adam (Yanlış)

Sayıların Yazımı: Sayıların rakamlarla gösterilmesi ya da yazıyla yazılmasına ilişkin başlıca kurallar şunlardır :

A) Herhangi bir anlatım türünde (roman, öykü, deneme, mektup) kesinlik anlamı önem taşımayan sayılar, yazıyla gösterilir. Örnek :

Bu kitabı yazalı beş yıl oldu.

Bahçede dört beş çocuk oynuyordu.

B) Kesinlik anlamı önem kazanan konularda, bilimsel yazılarda sayılar rakamla gösterilir.

Marmaris’te 2000 hektar orman yandı.

Baktım, termometre 30 dereceyi gösteriyordu.

C) Çok sıfırlı sayıların ana sayılardan sonraki basamakları yazı ile gösterilebilir . Örnek : 13 milyar, 20 trilyon

UYARI : Çek ve senetlerde sayı basamakları bitişik yazılır.

Kısaltmaların Yazımı:

A) Tek heceli sözcükler, ilk harfleri alınarak kısaltılır. Kısaltmanın sonuna nokta konur :

Sözcük kısaltılmış şekli

Zarf z.

Test t.

B) Çok heceli sözcükler, genellikle baştan iki ya da üç harf alınarak kısaltılır : örnek :

Sözcük kısaltılmış şekli

Cadde cad.

Doçent doç.

Bölük bl.

C) Özel adlar genellikle her sözcüğün ilk harfi alınarak kısaltılır. Kısaltmada harfler arasına nokta konmaz : Örnek :

Özel Ad Kısaltılmış şekli

Posta Telefon Telgraf PTT

Devlet Malzeme Ofisi DMO

D) Özel adların kısaltmalarına getirilen ekler, kesme işaretiyle ayrılır : Örnek :

Doğru Yanlış

TV’de TV’da

DMO’ya DMO’ne

ODTÜ’ye ODTÜ’ne

Bileşik Sözcüklerin Yazımı:

A) Kurallı (özel) bileşik eylemler daima bitişik yazılır : Örnek : Gidedur (mak), bakıver (mek), öleyaz (mak)

B) Yardımcı eylemlerle kurulan bileşik eylemlerde :

- Birleştirme sırasında ad soylu sözcükte herhangi bir ses düşmesi veya ses türemesi olmuyorsa ayrı yazılır : Örnek : Terk et(mek), pişman ol(mak)

- Birleştirme sırasında ad soylu sözcükte bir ses düşmesi ya da ses türemesi meydana gelirse bitişik yazılır. Örnek : seyir- seyret(mek), kahır- kahrol(mak), his-hisset(mek)

C) İki ya da daha çok sözcükten oluşmuş yerleşim merkezi adları bitişik yazılır : Örnek : Bahçelievler, Sivrihisar, Çanakkale

D) Bir heceli sözcüklerin başına geldiği bileşik sözcükler bitişik yazılır : Örnek : İlkbahar, Akdeniz, Önsöz, İlknur

E) Sıfat ya da ad tamlaması biçiminde oluşmuş ve öylece kalıplaşmış olan bileşik sözcükler bitişik yazılır : Örnek : Sivrisinek, Atakule, Topkapı, Beşevler

Deyimlerin Yazımı: Deyimler kaç sözcükten oluşursa oluşsun, deyimi oluşturan her sözcük ayrı yazılır. Örnek : Son günlerde bu şarkıyı diline doladı.

Bütün gece gözüme uyku girmedi.

Çok titizdir, her şeyde ince eleyip sık dokur.

Vurdumduymaz, kabadayı, çıtkırıldım.

Ünlüyle Biten Eylemlerin Yazımı: “a” ya da “e” geniş ünlüsüyle biten eylem kök ya da gövdelerine gene bu geniş ünlülerle başlayan herhangi bir ek getirildiğinde bu geniş ünlülerde herhangi bir ses daralması olmaz. Örnek :

Yanlış Doğru

Gelmiyen gelmeyen

Bilmiyerek bilmeyerek

Anlamıyan anlamayan

Kesme işaretinin Kullanımı:

A) Özel adlara gelen çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılır : Örnek : Hikmet’ten, Yardım Sevenler Derneği’ne

B) Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmada kullanılır. Örnek : TRT’ye, TMO’nun, ODTÜ’den

C) Sayılardan sonra gelen ekleri ayırmada kullanılır : Örnek : 1963′ten, 3′ün katları, 5′inci kat

D) Özel adlara gelen ve adlara aile anlamı katan “-ler” çoğul eki, kesme işaretiyle ayrılmaz. Özel adlara gelen “ve benzerleri” anlamı katan “-ler” çoğul eki kesme işaretiyle ayrılır : Akşam Ayşeler bize gelecek. (aile anlamında)

Bu topraklar daha nice Atatürk’ler yetiştirir. (ve benzeri anlamında)

E) Özel adlara gelen yapım ekleri kesme işareti ile ayrılmaz. Örnek : Urfalı, Çince, Türklük

F) Özel adlara gelen yapım eklerinden sonra eklenen çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılmaz.

Adıyamanlılar, Fransızcadan, Atatürkçülerden

Büyük Harflerin Kullanımı:

A) Her cümlenin ilk harfi büyük yazılır. Örnek : Ona her konuda yardımcı olduk. Ülkemizde yedi bölge vardır.

B) Şiirde her dizenin ilk harfi büyük olur : Örnek :

Bu şehirden gidiyorum

Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi

C) Yazı başlıklarının her sözcüğü büyük olur : Örnek : Sıfatların Genel Özellikleri

Ziraatte Yeni Buluşlar

D) Belli bir tarihi gösteren ay ve gün adları büyük harfle başlar : Örnek : 17 Mayıs, 1997, Salı

E) Bütün özel adlar büyük harfle başlar. Başlıca özel adlar şunlardır:

Kişi ad ve soyadları. Örnek : Kemal Cantürk

Hayvanlara verilen adlar. Örnek : Tekir, Karabaş

Ulus, din, mezhep, tarikat adları. Örnek : Araplar, İslamiyet, Alevilik

Ülke adları. Örnek : İspanya, Fransa

İl,ilçe,kasaba ve köy adları. Örnek : Manisa, Ayvalık, Gölcük

Bulvar, cadde ve sokak adları. Örnek : Atatürk Bulvarı, Çiğdem Mahallesi

Kıta, bölge, okyanus, deniz, göl, ırmak, dağ, ova ve orman adları. Örnek : Avrupa, Van Gölü

Özel bir ada bağlı olarak kullanılan yön adları. Örnek : Doğu Karadeniz, İç Anadolu

Kurum, kuruluş, dernek, makam ve işyeri adları. Örnek : Türk Tarih Kurumu, İş Bankası

Yapı, yapıt ve ören adları. Örnek : Ankara Kalesi, İnce Minare

Kitap, Dergi, Gazete, Yasa adları. Örnek : Nokta, Yeni Yüzyıl, Medeni Kanun

Bütün dil adları. Örnek : İngilizce, Farsça, Almanca

Bir özel ada bağlı olarak kullanılan ünvan ve takma adlar. Örnek :İnce Memet, Uzun Hasan

Tüm gezegen adları. Örnek : Merkür, Venüs, Mars

Özel adlardan türeyen sözcükler. Örnek : Türkçülük, Adıyamanlı, Kemalizm

UYARI : Dünya, Güneş ve Ay sözcükleri, gezegen anlamıyla (coğrafi terim) kullanılırsa büyük harfle, mecaz anlamda kullanılırsa küçük harfle başlar.

Dünya Güneş’in uydusudur, Ay da Dünya’nın

Başımda dünya kadar iş var.

Pencereden içeri güneş girdi.

İsimler (Adlar)

AD : Varlıkların ve kavramların dilde var olan karşılığına, sözcük türü yönünden ad denir.

Anlamlarına Göre Adlar :

Varlıklara Verilişlerine Göre Adlar :

Özel Adlar : Bir tek varlığı gösteren, bir tek varlığa verilmiş adlardır.

Örnek : Mustafa Kemal Atatürk, Asya, Türkiye, Ankara, Kızılay, Merkür, Akdeniz, Türk Tarih Kurumu, Türkçe vb.

Tür Adları (Cins İsimleri) : Aynı türden olan varlıkların tümünü birden gösteren adlardır. Vücut parçaları ve organ adları, akrabalık dalları, tüm hayvan ve bitki adları, tüm araç ve gereç adları tür adlarını oluşturur.

Örnek : Gövde, teyze, yılan, elma, kalem, süpürge vb.

Tür Adlarının Özellikleri : Bir tür adı, genel anlamda kullanıldığında, o türü oluşturan varlıkların tamamını anlatır. Örnek : Balık suda yaşar. Tüm balıkları gösterir.

Kitap en yakın arkadaştır. Tüm kitapları gösterir.

Bir tür adı, bazen o türün yalnızca bir ya da birkaç bireyini göstermede kullanılır. Örnek :

Kuş durmadan çırpınıyordu. Bir tek kuşu gösterir.

Kitap, savaş yıllarını anlatıyor. Bir tek kitabı gösterir.

Varlıkların Sayılarına Göre Adlar :

Tekil Adlar : Biçimce çoğullanmamış, “-lar, -ler” eki almamış adlardır. Örnek :

Çiçek, bardak, toka, çocuk vb.

Çoğul Adlar : Aynı türden olan birden çok varlığı gösteren adlar, “-ler, -lar” çoğul ekiyel çoğullanır. Örnek : insanlar, evler, halılar, aylar, geceler vb.

Topluluk Adları : Biçimce tekil oldukları halde anlamca çoğul olan adlardır. Örnek :

Orman, ordu, sürü, bölük, millet, aile, takım, grup vb.

UYARI : Tür adları (ağaç, çocuk, insan) o türe ait olanları tek tek düşündürürken; topluluk adları (orman, bölük, kurul) o türe ait olanların tümünü bir grup olarak düşündürür.

Topluluk adları biçimce tekil adlardır. Ancak (-lar, -ler) çoğul ekiyle çoğullanabilir. Örnek :

Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri …!

Toplumlar kendi kültürlerini kendileri yaratır.

Kimi tür adları mecaz-ı mürsel yoluyla topluluk adı olabilir. Örnek :

Bütün sınıf, bu duruma üzüldü. (Sınıfın içindeki öğrenciler)

Meclis konuyu görüşüyor. (Meclisin içindeki Milletvekilleri)

Varlıkların Oluşlarına Göre Adlar :

Somut Adlar : Beş duyu organından en az biriyle algılanabilen varlık ve nesneleri gösteren adlardır. Örnek : Ses, hava, ışık, koku, su, rüzgar, vb.

Soyut Adlar : Beş duyudan hiçbiriyle algılanamayan adlardır. Örnek : cesaret, düşünce, sevinç, umut, özgürlük vb.

İş ve Eylem Gösteren Adlar : Eylem tabanlarından “-mek, -me, -iş” ekleriyle türeyen adlardır. Örnek : yürümek, bakmak, soruşturma, bakış, anlayış vb.

UYARI : Eylem adları bazı durumlarda sıfat olarak kullanılabilir. Örnek : yapma bebek, takma diş

Bazı kullanımlarda eylem adları, eylem anlamını yitirerek doğrudan ad olarak kullanılır. Örnek :

Değişik bir yemek yapmış, annesi.

Şimdi, bir dondurma olsa da yesek.

Ad Tamlamaları : En az iki adın, aralarında anlam bağlantısı kurarak oluşturduğu, bir nesnenin parçası olduğunu ya da bir nesnenin başka bir nesneyle tamamlandığını gösteren ad takımıdır. Ad tamlamalarında kullanılan tamamlayıcı öğeye tamlayan, birinci nesnenin parçası durumunda olan ikinci öğeye ise tamlanan denir. Örnek :

Denizin sesi bir melodi gibi geliyordu kulağıma.

Kış ayları burada oldukça ılıman geçiyor.

Ona hediye olarak yün gömlek aldım.

Ad Tamlamasıyla İlgili Bilgiler :

ü Ad tamlamalarında birinci sözcük, tamlayan; ikinci sözcük tamlanan adını alır. Örnek :

Tamlayan Tamlanan

Çocuklar-ın ses-i

Küf koku-s-u

Ahşap ev

ü Tamlayanın kişi zamiri (ben, sen, o, biz, siz, onlar) olduğu tamlamalara “zamir tamlaması” da denir ve tamlama ekleri değişir. Örnek :

Tamlayan Tamlanan

Ben-im kitab-ım

Sen-in düşünce-n

Biz-im evi-miz

Siz-in fikri-niz

ü Ünlüyle biten sözcüklere tamlayan eki getirildiğinde araya “n”; tamlanan eki getirildiğinde araya “s” kaynaştırma ünsüzü gelir. Örnek : elmanın yarısı

ü Ad tamlamalarında, asıl üzerinde durulan ve vurgulanan öğe tamlanandır. Sözgelimi; kapının kolu tamlamasında üzerinde durulan kavram koldur.

UYARI : “su ve ne” sözcüklerine “-ın, -in, -un, -ün” tamlayan eki getirildiğinde araya “n” değil “y” kaynaştırma ünsüzü girer. Örnek : suyun hızı neyin sesi

Ad Tamlaması Türleri

Belirtili Ad Tamlaması : Hem tamlayan hem de tamlanan eki almış olan ad tamlamalarıdır. Örnek :

Tamlayan Eki Tamlanan Eki

-ın, -in, -un, -ün -ı, -i, -u, -ü

Saat-in cam-ı

Su-y-un güc-ü

Felsefe-n-in sorunlar-ı

Belirtili Ad Tamlamasının Özellikleri :

ü Tamlayanla tamlanan arasına başka sözcük ya da sözcük grupları girebilir.

Örnek : Çocuğun sabaha kadar süren ağlaması.

ü Tamlayanla tamlananın yeri değişebilir.

Örnek : Vurur, deryalara ışığı adaların.

ü Tamlayan ya da tamlanan birden çok kullanılabilir.

Örnek : Çocukluğumun acıları, sevinçleri, umutları.

Annemin, babamın ve kardeşimin özlemi.

ü Tamlayan ya da tamlanana bağlı bir sıfat kullanılabilir.

Örnek : Yeşil gömleğin düğmeleri.

Çocuğun sarı saçları.

ü Kişi ve işaret zamirleri belirtili ad tamlamalarında yalnızca tamlayan sözcük olarak kullanılır. Örnek : Senin araban

Bunun cezası

ü Ad eylemler (mastarlar) hem tamlayan hem de tamlanan olur. Örnek :

Okumanın yararları

Çocuğun yürüyüşü

ü Kimi durumlarda tamlayan ekinin yerini “-den, (-dan)” durum eki tutar. Örnek :

Çocuklardan birkaçı

Aşağıdakilerden hangisi

ü Kimi durumlarda tamlayan ya da tamlanan sözcük düşer. Bu durumlarda ad tamlaması özelliği ortadan kalkar. Örnek :

Umutları suya düştü. Onun umutları

Ev, onlarınmış. Onların eviymiş.

ü Bir belirtili ad tamlaması bir başka adı niteleyecek şekilde kullanılırsa, bir sıfat tamlamasının tamlayanı olur. Örnek : Anasının gözü adam

Sıfat Ad

Gözümün bebeği oğlum

Sıfat Ad

Belirtisiz Ad Tamlaması : Tamlayan sözcüğün ek almadığı tamlamalardır. Tamlayan, ek almadığı için belirsizlik ve genelleme anlamı taşır. Örnek :

Tamlayan Eki Tamlanan Eki

¾ -ı, -i, -u, -ü

Fındık kurt-u

Akrep yuva-s-ı

Fizik güc-ü

Belirtisiz Ad Tamlamasının Özellikleri :

ü Tamlayan, tamlananın niteliğini gösterir. Örnek: Anne sevgisi, kan kırmızısı

ü Tamlayan, tamlananın ne ile ilgili olduğunu gösterir.

Örnek : Sel felaketi, uçak bileti

ü Tamlayan, tamlananın neden yapıldığını gösterir.

Örnek : Portakal suyu, tütün kolonyası

ü Tamlayan tamlananın neye benzediğini gösterir.

Örnek

Şinasi ve Neriman çocukluk arkadaşlarıdır. Tanıdıkları ilk karşıt cins birbirleridir. İlk başta ikisi de birbirlerini seviyorlardı. Okula beraber gidip geliyorlardı. Üniversite de bile beraberdiler. Neriman’ın babası Faiz Bey’dir ve Şinasi’yi de çok sevmektedir. Bazı geceler Faiz Bey’in evinde saz çalarlar ve sohbet ederlerdi. Herkese bir gün Şinasi ile Neriman’ın evleneceğini düşünüyordu.

 

Giderek Neriman Şinasi’den soğumaya başladı. Neriman oturduğu mevki olan Fatih’I, sevmemektedir. Çünkü Fatih, doğuyu, gelişmemişliği ve eskiyi temsil ediyordu. Oturduğu mahalle çok eskiydi ve evler de virane gibiydi. Bir gün Macit denilen yakışıklı, zengin ve kibar birisiyle tanışır. Macit Harbiye’de oturuyordu. Harbiye, gelişmişliği ve batıyı simgeliyordu. Macit ile bir kaç sefer Şinasi’den habersiz buluşurlar. Bir gün Macit Neriman’a balo davetiyesi verir ve baloya davet eder. Nerman baloya gitmeyi çok istemektedir. Ama gitmesi için babasının iznini almak zorundadır. Tam babasına söyleyecekken babası ona Şinasi ile evlenmesini teklif eder. Hemen reddetmez ve 2-3 ay mühlet ister. Ve bolaya Şinasi ile gitmesi koşuluyla da izin alır. Elbise için vitrinleri gezmeye çıktığında dayısının kızlarına uğrar. Çünkü dayısının kızları bu işlerde oldukça deneyimlilerdir. Eve gittiğinde bir kadının ağlamaktan harap olduğunu görür ve nedenini sorar. Nedeni kızının intiharıdır. Kızı Rus gitariste aşık olmuştur. İkisi de başta çok mutlulardır ve birbirlerini çok sevmektelerdir. Ancak çok sefil bir hayat sürmektedirler. Buda kıza tak etmiştir. Günün birinde zengin bir adamla tanışan kız genci terk eder ve adamla yaşamaya başlar. Artık balolara gidebilmekte ve her istediğini yapabilmektedir. Ancak gerçek mutluluğu bulamamaktadır. Tahsil görmüş bir kız olduğundan hakiki güzelliği armaktadır. Musiki, mutalaa ve samimiyet…Rus gencinde bunları bulabiliyordu ancak zengin adamda bunları bulamamaktadır.

 

Sonunda, gence dönmeye karar verir ve aramaya başlar. Büyük uğraşlar sonucu bulur ama genç kabul etmez. Kız bunun verdiği üzüntü ile evine gider ve tabanca ile kendini öldürür.

 

Hikayeden çok etkilenen Neriman evden izin alarak ayrılır. Kendi evine gelir ve babasına artık baloya gitmek istemediğini ve Şinasi ile evlenmeyi kabul ettiğini söyler….

 

ROMANIN ANAFİKRİ:

 

Batının tekniğini almalıyız fakat kültürünü asla.

 

KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN TAHLİLİ:

 

ŞAHISLARIN TAHLİLİ

 

NERİMAN: musiki okulunda okuyan, bigili fakat biraz batı hayranı bir kızdır. Eğlencelere gitmek istemektedir.

 

ŞİNASİ: doğu kültürünü benimsemiş, bilgili ve battı kültüründen hoşlanmayan birisidir.

 

FAİZ BEY : Doğunun kültürü ile yetişmiş. Kendisini ve kültürünü iyi bilen, musikiyi ve sohbeti seven, bilgil ve ölçülü birisidir.

 

OLAYLARIN TAHLİLİ
Neriman’ın Şinasi’ye olan tutum değişikliği Macit ile tanışmasından ve Şinasi’yi biraz doğu hayranı ve batı kültürü karşıtı olarak düşünmeksinden ileri gelmektedir. Şinasi’nin hiçbir zaman balolara ve eğlencelere gitmeyeceğini düşünmektedir.

 

Dayısının evine gittiğinde karşılaştığı manzara ve anlatılan hikaye Neriman’ çok etkilemiştir. Hikaye anlatılırken kendisini kızın yerine ve Şinasi’yi de Rus gencin yerine koyarak olayları aklında canlandırmış ve bir karara varmıştır. Anlatan hikaye Neriman’I doğru yola iletmiştir.

 

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

 

İlk sayfadan itibaren insanı kendisine çeken, geçmişteki olaylarla günümüze de ders veren okuyan için çok yayarlı bir kitaptır. Günümüz gençlerinin de içinde bulunduğu durumu anlatması bakımından güzel bir eserdir.

Genç Toplist | Pr:4 Toplist | Site Ekle |  Toplist | Link Ekle | Hit Kazandıran Toplist YenilikÇi ToplisT UzmanWeb.Net Toplist Karaman Toplist Yenitoplist.COM FİRASET TOPLİST Lahana Toplist Link Ekle TR Toplist, Site Ekle, Arama Motoru, Sohbet , Aşk , Hikaye , MP3indir, MP3 indir, mirc , Chat , Kelebek,  Arkadaş, Oyun, Tavla, Kiz Msn adresleri, Dizi, ŞarkilarSohbet site ekle, arama, toplist, bedava -=| Karadeniz Toplist |=- Google Toplist evden eve nakliyatlazer epilasyon ::.DeLiKaN-ToPLisT.:: -=| Karadeniz Toplist |=- Google Toplist evden eve nakliyatlazer epilasyon Toplist toplist Toplist web toplist ihyaList - ihya.org kaliteli siteler arsivi Site Ekle Astroloji Toplist TopList.BizimOrtam.Net - Kaliteli Siteler, Toplist, Site Ekle, Hit Kazan, Pr Arttir, Pagerank Arttir, Link Ekle, Tekil Hit, Cogul Hit, Url Ekle, Link Degisimi, Pr Degisimi, Pagerank Degisimi, Arama Motoru, Yeni Siteler, Mp3 Müzik Siteleri, Oyun Siteleri Hitarama.Com